Herkesin öyle midir bilmiyorum ancak, son yıllarda pek çok insanın, kendisinin en iyi halinin ne olduğunu merak ettiği söylenebilir.
Her ne kadar son yıllarda hem çokça rağbet görüp hem de fazla rağbet gördüğü için de eleştirilse de kişisel gelişim akımlarının da etkisi ile insanların kendileri üzerinde çalışmaya niyetlendikleri söylenebilir. Peki, böylesi bir niyetin kötü veya gereksiz olduğu söylenebilir mi, asla!
İnsan, bu gezegendeki diğer birçok canlı gibi, bugünkü haline ulaşana kadar değişimlerden geçmiştir ve geçmeye de devam etmektedir. İnsanlığın içinde bulunduğu her yeni çağ, öğrendiği her yeni bilgi, geliştirdiği her yeni teknoloji ve tüm bunların toplamından ortaya çıkan her yeni yaşam insanın fiziksel ve bilişsel özellik ve becerilerinde de bazı değişikliklere sebep olmaktadır.
Ayrıca insan, çağdan çağa, zamandan zamana değişiyor ve farklı bir canlıya dönüşüyor olsa da eminim ki çoğu insan diğerlerine oranla daha çok kendisi ile ilgilenmeyi tercih edecektir bu yaşamda. Yani, hayatı boyuncaki kendi ile ilgili değişim ve gelişim onun temel konusu olacaktır. Özellikle de bu aralar çokça konuşulan, insanın kendisi üzerine ve üzerinde çalışmasına yönelik tavsiye ve yönlendirmeleri olan çeşitli; akım, öğreti ve teknikler, insanın kendi gelişimini önemsemesi ve bu konuda bir adım atmasını da gerekli bir hale getirmiştir. Bugünün iletişim araçlarının neredeyse hepsinde karşımıza çıkan benzer içeriklerin ortak temalarından bir tanesi de insanın kendisindeki eksiklerini gidermesinin bir gereklilik olduğudur. Açıkçası, böylesine bir gerekliliğe kimsenin karşı çıkacağını düşünmemekle beraber, bunun için eyleme geçecek ya da geçebilecek insan sayısı da kısıtlıdır denilebilir. Zira, insanın kendi eksiklerini gidermek için eyleme geçmesi için bu konuda bir niyetinin olması gerekir. İnsanın kendi eksiklerini gidermek üzere eyleme geçme niyetinde olması için, öncelikle eksiklerinin bir eksiklik olduğunun farkına varması gerekir. İnsanın giderme niyetinde olduğu eksiklerinin eksik olduğunu fark etmesi içinse öncelikle kendisinin ne ya da kim olduğunu sorgulaması gerekir. Ve elbette ki bu sorgulama da ancak yine bir niyetin, yani insanın kendiliğinin ne olduğuna dair merakını, kendisi üzerine soracağı sorularla incelemesi isteğinin bir sonucudur.
Yaşamın her anında farklı farklı eksikleri olur insanın. Bir şeyin eksik olması, çoğu zaman o eksikliğin giderilmesi yönünde de bir ihtiyacı doğurur. Örneğin, acıkan bir insan, ancak midesinde hissettiği boşluk ya da burulma hissi ile bunun farkına varır. Bu hissi ya da boşluğu midedeki besin eksikliği ortaya çıkarır. Bu durumun farkında olan insan da bu hissi giderme ihtiyacı hisseder. Her ne kadar basit ve fizyolojik bir ihtiyaç, hatta bir gereksinim üzerinden verilmiş bir örnek olsa da ne demek istediğimin anlaşıldığını düşünüyorum. Yani, insan özellikle de fiziksel ihtiyaçlarını doğuran eksiklerini belirlemek ya da onların farkına varmak konusunda daha beceriklidir. Çünkü bu eksiklerin insanda ve vücudunda yarattığı uyarılar oldukça açıktır. Ancak, insanın psikolojik bakımdan var olan eksikleri ise, çoğu zaman insanın bunların farkında olamaması sebebiyle bilinç düzeyine çıkamamaktadırlar. Bazı iyi veya kötü anlarda; verdiğimiz kararlar, yaptığımız seçimler ve başvurduğumuz eylemlerimizin pek çoğu, benzer durumlarda bize iyi geldiğini, sorunu çözdüğünü veya tehlikeyi savuşturduğumuzu hissettiren kalıplamış bilinç dışı tutum ve davranışlarımızdır. İçinde bulunduğu otomatik pilot durumunun farkında olmayan, farkında olduğunda da kendisini bu durumdan çıkarmakla ilgili herhangi bir eylemde bulunmayan biri açısından yerleşmiş, kalıplaşmış tutum ve davranışlardan kurtulmak zordur. Fakat, insanın kendisi üzerine çalışması da ancak kendisinin; karar, seçim ve eylemlerinin ardındaki sebep-sonuç ilişkisini sorgulamasından geçmektedir. Geçmişte olanların, yaşananların sonuçlarında kendisinden bir pay olduğuna inanmayan, bunu suçu başkalarına atarak ya da herkesten ve her şeyden büyük ve ilahi bir gücün iradesine atfederek geçiştiren bir bireyin, kendisinde var olan eksikleri tespit etmesi mümkün değildir. Çünkü, insanın kendisi üzerinde çalışarak bundan olumlu bir sonuç elde etmesi, kendini değiştirmesi ve geliştirmesi, öncelikle, kendisinde fiziksel, özellikle de zihinsel/düşünsel bakımdan eksiklerin var olabileceği olasılığını kabul etmesine bağlıdır. Kendisinin, yani kendisinde var olan her türden zihinsel ve fiziksel özellik ve becerilerin tam ve eksiksiz olduğunu düşünen biri açısından kendi üzerine çalışmanın kapıları kilit altında demektir. Bu da kişinin şu an olduğu kişiden daha iyi bir haline ulaşmasının, en azından şu anki koşullar altında mümkün olmadığını göstermektedir. Çoğu zaman, insanın kendi kendine keşfetmesine bile gerek kalmadan, diğer insanlar ve onlarla gerçekleşen iletişim ve ilişkilerimizin birer sonucu olarak açıkça bize gösterilen eksiklerimiz, zihni otomatik pilotta olan bireyler için pek bir anlam ifade etmemektedir. Yaşamın suni gündemleri içerisinde canla başla savaşan, savaşmak zorunda bırakılan insan tarafından bakıldığında bu durum mazur görülebilse de bundan ve ayrıca da yaşamının gidişatından şikâyeti olan bireyler açısından ise bu bir bahane olamayacaktır. İnsanın herhangi bir konudan şikâyet ediyor olması, onun o konudaki bir memnuniyetsizliğinin, yani mutsuzluğunun bir sonucudur. Bir insan için mutlu olmak bir; konu, olay veya durumun onun açısından iyi ve olumlu sonuçlar doğurmuş olmasıyla mümkündür. Mutsuzluk ise iyinin ya da onu doğuracak etmenlerin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, şikâyet eden insan, hayatındaki bazı eksiklerin farkında olan insandır. Bu eksikleri giderme niyetiyle beslemediği sürece ise eksiklerinin farkında olmayan ile farkında olup şikâyet eden ama bir şeyleri değiştirmek için eyleme geçmeyen insan arasında bir fark yoktur. İnsanın yaşamı, önce kendisinin sonra da diğer insanların; karar, seçim ve eylemlerinin bir sonucudur. İnsan her nasıl ki yaşamının gidişatını değiştirmek için inisiyatif alıyorsa kendisini değiştirmek için de bunu yapmak zorundadır. İnsanın kendi iradesi dışında, yani bilinç dışında gerçekleşen değişimler, insanın özünde olması gereken ve kendisinin de olmayı istediği kişiden ziyade başkalarının ya da toplumun istediği birine dönüşmesine sebep olmaktadır. İnsanın kendi, yani kendisinin kim ya da ne olduğu üzerine çalışması, içsel ve dışsal herhangi bir yönlendirme olmaksızın