Geçtiğimiz hafta "Yayıncı Kuruluşlar: Oyunun Sahibi Kim?" başlıklı yazımızda futbolun sahadan çok ekran merkezli yönetilen bir yapıya dönüştüğünü konuşmuştuk. Yayın gelirlerinin oyunun doğal yapısının önüne geçtiği bu düzende artık sadece futbol değil, futbolun ruhu da değişiyor.

Şimdi asıl soruyu sorma zamanı.

Bu düzen nasıl kırılır?

Önce şunu kabul edelim: Bugün futbolun en büyük sorunu kötü oyun değil, oyunun gerçek sahibinden kopmuş olmasıdır. Futbolu büyüten şey yıldız oyuncular, dev bütçeler ya da ekran anlaşmaları değildir. Futbolu asıl büyüten şey dolu tribünler, mahalle kültürü, aidiyet duygusu ve insanların oyuna olan samimi bağdır.

Bugün ise o bağ çözülüyor.

Yüksek bilet fiyatları, ulaşılması güç stat deneyimi ve futbolun tamamen ekran merkezli hale gelmesi insanları oyundan koparıyor. Atmosfer, heyecan, baskı, duygu… Bunlar televizyon ekranında tam anlamıyla hissedilemez. Boş tribünler tesadüf değildir. Futbolun halktan koptuğunun en sessiz ama en net itirafıdır.

Madem yayın gelirleri bu kadar yüksek, futbol neden hâlâ yalnızca belirli bir kesimin ulaşabildiği bir eğlenceye dönüşüyor? Neden aileler çocuklarını rahatça tribüne götüremiyor? Neden gençler futbolu sahada yaşamak yerine yalnızca sosyal medyada tüketiyor?

Cevap basit: Sistem artık taraftarı oyunun merkezinde değil, ekranın karşısında tutmak istiyor.

Ve bu tercih beraberinde başka bir sorunu da getiriyor: ekonomik bağımlılık. Kulüplerin büyük bölümü yayın gelirine bağımlı hale geldikçe hem özgür hareket kabiliyetini hem yönetsel bağımsızlığını kaybediyor.

Ekonomik bağımlılık olan yerde özgür karar olmaz. Bu kadar net.

O zaman ne yapılmalı?

Tribünler yeniden oyunun merkezi haline gelmeli. Ulaşılabilir bilet fiyatları, öğrenci tribünleri, aile tribünleri… Futbol sosyal bir kültür olarak yeniden inşa edilmeli. Stat bir ayrıcalık değil, bir buluşma noktası olmalı.
Yayın gelirleri altyapıya dönmeli. Kulüpler transfer furyasından çıkıp oyuncu üretimine odaklanmalı. Kadrolarda altyapı oyuncusu bulundurma ve oynatma zorunluluğu yeniden hayata geçirilmeli. Genç oyuncular vitrin süsü olarak değil, sistemin gerçek çıktısı olarak sahada yer almalı. Transferi değil, üretimi ödüllendiren bir sistem kurulmadan hiçbir şey değişmeyecek.

VAR oyunun önüne geçmemeli. Ekran merkezli futbolun en somut semptomlarından biri artık VAR. İnsanlar gol sevincinden önce ekrana bakıyor. Adalet ararken oyunun ruhunu kaybediyoruz. Futbolun güzelliği biraz da doğallığında saklıdır ve o doğallığı milimetrik çizgilerle öldüremeyiz.

Yapılması gereken şey aslında çok basit: Futbolu yeniden halka döndürmek.

Çünkü futbol bir medya ürünü değildir. Bir kültürdür. Bir mahalledir. Bir çocukluk hatırasıdır. Bir tribün sesidir.

Futbolu kurtarmak istiyorsak, önce onu halka teslim etmeliyiz.

Çünkü futbol patronların değil, halkın oyunudur...