Futbol sahada mı oynanıyor, yoksa ekran başında mı yönetiliyor? Bugün geldiğimiz noktada bu soruyu sormak artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü futbolun merkezinde olması gereken tribünler değil, ekranlar konuşuluyor. Saatler yayıncıya göre ayarlanıyor. Programlar reytinge göre şekilleniyor.

Bir maçın değeri, sahadaki oyundan çok ekran başındaki karşılığıyla ölçülüyor.

Ve biz hâlâ futbolun sahada kaldığını sanıyoruz.

Oysa gerçek şu:

Yayıncı kuruluşlar artık sadece oyunu aktaran değil, oyunun çerçevesini belirleyen bir güce dönüşmüş durumda.

Ne konuşulacak, ne büyütülecek, ne görmezden gelinecek… büyük ölçüde bu yapı tarafından şekilleniyor.

Peki bu güce neden kimse “dur” diyemiyor?

Çünkü sistem bağımlı.

Kulüplerin en büyük gelir kalemi yayın gelirleri.

Borç yükü altında ezilen yapılar için bu gelir sadece önemli değil, hayati.

Bu yüzden kimse risk almak istemiyor.

Alternatif yok.

Yayın ihalesinde rekabet sınırlı.

Tek alıcı güçlü olunca, oyunun kurallarını da o koyuyor.

Yönetim anlayışı kısa vadeli.

Bugünü kurtarmaya çalışan kulüpler, yarını planlayamıyor.

Bu da bağımlılığı daha da derinleştiriyor.

Ve belki de en önemlisi:

Futbol artık bir spor olmanın ötesinde, bir medya ürününe dönüşmüş durumda.

Reyting varsa değer var.

Görünürsen varsın.

Peki tribün nerede?

İşte tam burada asıl kırılma başlıyor.

Futbolun gerçek değeri dolu statlarda saklıdır.

Atmosfer, heyecan, aidiyet… bunlar ekranla değil, tribünle büyür.

Madem yayın gelirleri bu kadar yüksek,

o zaman neden tribünler boş?

Bilet fiyatları neden ulaşılmaz?

Statlar dolmadan futbol değer kazanmaz.

Bu kadar net.

Evet, bilet fiyatlarını düşürmek tribünleri yeniden canlandırır.

Seyir zevkini, oyunun ruhunu geri getirir.

Ama bu yeterli mi?

Değil.

Çünkü sorun tribünlerin boş olması değil…

Oyunun merkezinin tribünden çıkıp ekranın içine hapsolmasıdır.

Asıl mesele bu gücün kontrolsüz büyümesi.

Ve bu gücü dengeleyecek iradenin ortaya konulamaması.

Yayıncı kuruluşlar bu oyunun düşmanı değil.

Ama sınırsız etki, her yapıyı olduğu gibi futbolu da dönüştürür.

Bugün ihtiyaç olan şey çok açık:

Denge.

Yayın gelirini bir amaç değil, araç haline getirmek.

Tribünü yeniden oyunun merkezine koymak.

Ve futbolun değerini reytingle değil, sahadaki üretimle ölçmek.

Çünkü unutmayalım:

TV başındaki seyirci, VAR hakeminin çizgiyi doğru çekip çekmediğini sorguladığı sürece futbol oyun olmaktan çıkar.

Doğal yapının terk edilmesi ve Yayıncı kuruluşun orantısız gücü futboldan alınan zevkin ve heyecanın önüne geçer.

Futbol ekran için değil, tribün için oynanır.

Tribün yoksa, gerçek yöresel heyecan azalır etkisini kaybeder, futbol sadece görüntüden ibaret değildir, Futbolu futbol yapan bütün gelenekleri dinamikleri yavaş yavaş yok ediyoruz, daha bilinçli ve kontrollü olmamız gerekiyor.

Bu sistemin başında ki tüm yetkilileri çok derin bir nefes almaya davet ediyorum.