Ülkelerin bazı günleri vardır. Hiç unutulmaz. Bazen unutulmaya yüz tutar, unutturulmaya çalışılır, unutulmaması için direnilir… Bazen de bayraklar yarıya iner bu günlerde.
Bu bayrakların yarıya indirilmesi milli yaslarda, önemli bir devlet büyüğünün vefatında, doğal afetlerde veya bunlar gibi üzücü olaylar sonrasında toplumsal acıyı paylaşma sembolüdür.
Bu bilgi kimseye doğuştan yüklenmiyor tabii. Ama Türkiye’de yaşıyorsan diğer ülkelerdeki akranlarına kıyasla biraz daha erken öğreniyorsun.
Yılların bir an önce geçip gitmesi için gün saymadığımdan hangi yılda olduğumu yalnızca yılbaşlarında bildiğim günlerdi. 11 yaşındayım. Okulumdan çıkıp akşam ezanına kadar sürecek rutin mahalle maçımı oynayıp evime döndüm.
Annem ile anneannem alışmadığım bir üzüntüyle akşam haberlerini izliyor. O dönemin ülke gündemi de şimdikinden çok farklı olmadığı için gülerek haber izlediklerini hatırlamıyorum. Ama bu sefer daha farklıydı. Anlamaya çalışıyorum ama anlayamıyorum. Bir madende kaza mı ne olmuş? Kazalar hep olur, “yakınımızda mı oldu, o yüzden mi bu kadar üzüldünüz” diye sordum. Çocuk işte nerden bilsin olayın ciddiyetini. Sadece yakınında olursa üzülebileceği bir şey diye düşünüyor. Yakınımızda olmadığını öğrendim. Televizyonda saat 21.30’da çıkan hiç sevmediğim “haydi çocuklar uykuya” yazısını görüp yatağıma gittim.
Sabah okula vardığımda İstiklal Marşı’nı okurken fark ettim. Bayrağı göndere çeken çocuk bayrak daha yarıdayken çekmeyi bıraktı. Marş bittikten sonra öylece bağladı. Yanımdaki arkadaşıma bakıp gülerek, “baksana bayrağı yanlış çekti” dedim. Arkadaşım ya benden daha çok haber izliyordu ya da “haydi çocuklar uykuya” yazısını dikkate almamış olacak ki, “yas ilan edildi, o yüzden yarıya kadar çekiliyor” dedi.
Akşam eve gittiğimde annemden öğrendim. Maden kazası iyice büyümüş. Milli yas ilan edilmiş. Bu gibi günlerde bayraklar yarıya inermiş. Milli yasın ne olduğunu o faciada, bir emekçinin ne kadar onurlu olacağını da o faciada yaralanıp kaldırıldığı ambulansta sedye kirlenmesin diye “çizmelerimi çıkarayım mı” diye soran abiden öğrendim.
Ve yıllar sonra konu yine madenciler, yine ülkemizin saçmalıkları. Ama hisler sonuçlar farklı. Bu sefer kaybedilen canlar yok.
Aylardır ödenmeyen haklarını alamayan Doruk Madencilik işçileri günlerce süren açlık grevi ve direnişlerinin sonucunda haklı taleplerini gereken yerlere kabul ettirdi.
Yıllar önce yerdeki madenciyi tekmeleyen kravatlılar bu sefer direnen, boyun eğmeyen madencinin karşısında ellerini bağlayıp oturdular.
Direnen madenciler bu ülkenin uzun süredir arzuladığı görüntüyü verdiler ve işçinin yanında olan herkesin umutlarını yeşerttiler.
Tane tane gösterdiler. İşçi direnirse, hakkını ararsa yerin yedi kat altından bile çıkıp gelse o kravatlıların altın varaklı kapılarından geçer, dev avizelerinin altında haklarını alır.
Direnen işçiler her daim kazanır…