Son birkaç gündür işten çıkıp eve doğru giderken düşündüğüm bir şey var. Zihnime yarım saniyeliğine girip canımı sıkarak giden düşüncelerin arasında parlayan bir soru oluyor. Alakasız ve saçma ama düşünmesi bir o kadar keyifli.

Şu an önüme bir muhabir çıkıp mikrofonunu uzatarak, “Türkiye’yi 1 kelime ile anlatsanız bu kelime ne olurdu” diye sorsa ne cevap verirdim? Ülkedeki gündemlerin yoğunluğundan dolayı bu sorunun bendeki cevabı çok sık değişirdi. Ancak son zamanlarda verebileceğim cevap değişmiyor. Tek kelime, trajikomik…

Çocukken okulda girdiğimiz sınavların bir açığını bulmaya çalışırdık. Deneme yanılma yöntemiyle, soruları hangi kombinasyonlar ile cevaplasak yüksek puan alırız bunu düşünür dururduk. Tek bir ders dışında. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin sınavında cevapları sallamaya pek gerek duyulmazdı. Çünkü onun da açığını bulmuştuk. Hangi cevap dini övüyorsa onu işaretle. Müfredat da bu şekildeydi zaten. İlk derste diğer dinlerin üzerinden kısaca geçilir, sonra tüm sene boyunca İslam dininin derinliklerine kadar inilirdi. Dersin adı neden İslam Kültürü ve Ahlak Bilgisi değil orası hala tartışma konusu, neyse… Sınavda 4 şık İslam’ı övüyor biri övmüyorsa cevap odur ya da tam tersi.

İşte ülkemiz de şu an tam olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi gibi. Bir soru ile örneklendirelim: “Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan, ‘Türkiye’de hiç kimse gazeteci olduğu için bugün cezaevinde değil’ cümlesi hangi siyasi partinin milletvekiline aittir” diye bir soru çıksa karşımıza çok düşünür müyüz? Sanmıyorum…

Tam da bu yüzden o mikrofona fısıldayacağım tek kelime: trajikomik. İsmail Arı’nın, Merdan Yanardağ’ın, Alican Uludağ’ın tutuklu olmalarına rağmen, iddianamelerinin hala ortada olmamasına rağmen kurulan bu cümleyi açıklayacak tek kelime bu.

Vekil bu duruma ne diyor peki? “Gazeteci kimliği hiç kimseye suç işleme özgürlüğü vermez, suçları varsa cezaevindedirler ve yargılanmaktadırlar.” Nasıl da inanarak konuşmuş değil mi? Eminim ki bu ülkede kimsenin yargılanmakla ilgili problemi yoktur.

Bu ülke, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu işlediği şüphesiyle tutuksuz yargılanıp ceza kesinleştikten sonra hapis yatanları, “muhtar bile olamaz” denilenlerin neler olabileceğini de gördü. Peki bu gazeteciler neden tutuklu yargılanıyor? Delil karartma ihtimalleri mi var? Kaçma şüpheleri mi var? Yoksa yapacakları haberlerle muhtarı daha fazla rahatsız etme ihtimalleri mi var?

İşte bu durum da çocukluğumdaki o sınav gibi. Sorular basit, cevaplar belli. Sonuç? Kısmetse tahliye…