Yazıyı 4 gün öncesinden yazmaya başladım. Şu an gündemde yazılmaya değer önemli bir şey yok. Bunu fırsat bilip şimdiden başlayayım dedim. Bakalım canım ülkem birkaç günde önümüze nasıl gündemler çıkaracak. Tabii gözlem yapmak için yazıyı önceden yazmak güzel fikir. İşin doğrusu son gün yetiştirmek oldukça zor oluyor.

Bu şekilde düşününce insan merak ediyor. Ben, sen, biz, siz şakayla karışık tozpembe yalanlar atarken bile en fazla 2 satır dayanabiliyoruz. İçimiz rahat etmiyor belki de. Hemen gerçeği söylüyoruz. Ama onlar? Siyasetçiler peki? Hepsi yalancı olduğu için mi siyasetçi yoksa siyasetçi oldukları için mi yalancı? Yumurta- tavuk misali…

Yıllar geçtikçe siyasette yalan söyleyebilme süresi de düşüyor sanırım. 20 yıl önce LGBTİ+ bireyleri desteklediğini söyleyen bir siyasetçi ancak yıllar sonra kendini belli ediyordu. Şimdi bu süre 20 dakikaya kadar bile düşmüş olabilir.

Tabii gündem yoğun. Yurttaş geçim derdinde. Ülkenin bunaltıcı ortamından sorgulamaya takati kalmıyor. Biraz sorgulayacakları şüphesine düşünce patlat bi ünlülere yönelik bilmem ne operasyonu. Düşünsün dursun, “benim pazartesileri izlediğim dizinin başrolünü de almışlar, şimdi ne izleyeceğiz” diye. Sonra istediğini yap polisle, savcıyla, hâkimle.

Nasıl olsa unutulur gider. Böyle ülkede geçmişte televizyona çıkıp, “Recep Tayyip Erdoğan'la bir olmayacaktık da, 'kocam domuz etini 7 dakikada bitirdi' diyen dinsizlerle mi bir olacaktık” diyerek insanları ötekileştirip günü geldiğinde Gündoğdu Marşı söyleyip “yurdumuza faşist dolmuş” da dersin. “CHP ile ittifak yapanlar komünist Alper Taşçı, komünist Muharrem İnce'yi, komünist Özgür Özel'i, komünist Veli Ağbaba’yı nasıl bir araya getirdiklerini izah etsinler. Bunlarla bir olmaktansa Recep Tayyip Erdoğan'la bir olmak şereftir” dedikten sonra günü geldiğinde bu insanlarla yan yana gelip “tarihin doğru tarafındayız” da dersin.

Ya da başka biri çıkar bir otobüsün üstüne başlar konuşmaya. Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı, Mahir Çayan’ı anar. Daha bir ay geçmeden sol gelenekten gelen birinden bahsederken, “iğrenç bıyıklı” der, birkaç gün sonra da bazı siyasi partilerin kendi deyimiyle, “iğrenç bıyıklı” genel başkanları ile yan yana gelir. Yüzü kızarmadan…

Belki de kızarıyordur o yüzler. Kızaranı çıkarıp heybesine koyup diğeriyle devam ediyordur. Siyasetçilerde bolca var sonuçta. Bazen yüzü kızarır, bazen $100’ü yeşillenir. Biraz sıkışınca da başlar sola yaslanmaya, çığırır marşları, türküleri. Biz de yeriz hepsini, yaparız gönüllerimizin efendisi.

Unutkanız ne yapalım, b12 eksikliğimiz var. Belki hatırlarız bir gün, söylenen yalanları, doğru diye inandırılanları. Mutlak butlana bakarken gözden kaçırdığımız mutlak yoksulluğu, mutlak yolsuzluğu, mutlak mutsuzluğu da görürüz mutlaka.