Dünyaya geldiğimiz anda ilk yaptığımız şey nefes almak sanılır. Oysa ondan hemen önce gelen bir şey vardır: haykırmak.

İlk çığlığımızla başlarız hayata.
O ses, yalnızca ciğerlerimize dolan havanın değil, “Ben geldim” diyen ruhumuzun ilanıdır.
Bir bebek daha ilk saniyesinde sessiz kalmaz; çünkü hayat sessizlere kolay kolay yer açmaz.

Sonra büyürüz. Bize susmayı öğretirler. “Ayıp olur” derler, “ses etme” derler, “idare et” derler, “zamana bırak” derler.
Oysa insan, içine attıklarıyla ağırlaşır. Söylenmeyen her söz, boğazda düğüm olur.

Yutulan her haksızlık, kalpte yara açar.
Bastırılan her duygu, bir gün insanın içinden kendine mezar kazar.

***

Bu yüzden yaşarken de haykırmak zorundayız.

Seviyorsak haykırmalıyız.
Birini sevmenin utancı olmaz.
İçinde saklanan sevgi, kuruyan bir çiçek gibidir.
Söylenmiş sevgi ise hayat verir.

“Seni seviyorum” demek bazen bir ömrü kurtarır.
Canımız yanıyorsa haykırmalıyız.
Acıyı sessizce taşımak erdem değildir.
Yarayı göstermek zayıflık değil, iyileşmenin ilk adımıdır.

***

Hakkımız yeniyorsa haykırmalıyız.
Çünkü susulan her adaletsizlik, yarın daha büyüyerek geri döner.
Bugün birine yapılan haksızlığa sessiz kalan, yarın kendi kapısında aynı karanlığı bulur.

Ve umut için haykırmalıyız.
Çünkü bu dünya, korkudan sessizleşenlerin değil; yüreği titrese de konuşanların omzunda döner.

Haykırmak her zaman bağırmak değildir.
Bazen bir annenin evladı için döktüğü gözyaşıdır.
Bazen bir işçinin nasırlı eliyle tuttuğu pankarttır.
Bazen bir âşığın kapı önünde bekleyişidir.
Bazen bir kalemin kâğıda sürtünüşüdür. Bazen yalnızca dimdik durup “Hayır” diyebilmektir.

***

İnsan dünyaya bir çığlıkla gelir. Belki de giderken arkasında bırakacağı tek şey, sesi olacaktır.
O yüzden korkma. Sevincini de haykır, acını da, hakkını da, aşkını da.

Çünkü bazı sesler yalnızca duyulmaz… dünyayı değiştirir.