19 Mayıs sadece bir bayram değildir. 19 Mayıs, teslim olmayı reddeden bir halkın ayağa kalktığı gündür.

Yorgun, yoksul, işgal edilmiş bir ülkenin küllerinden “biz hâlâ buradayız” diye haykırdığı tarihtir.

O yüzden 19 Mayıs’tan bazıları rahatsız olur.

Çünkü 19 Mayıs itaat değil direniş anlatır.
Biat değil mücadele anlatır.
Korkanları değil ayağa kalkanları anlatır.

***

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı gün yanında saray yoktu.
Saltanat yoktu.
Sınırsız yetki yoktu.

Ama başka bir şey vardı:
Halkına güvenen bir akıl vardı.

İşte Cumhuriyet tam da bu yüzden devrimdi.
Çünkü bu ülkenin kaderi ilk kez bir avuç ayrıcalıklının değil halkın ellerine bırakıldı.

Bugün gençlere sürekli “sus”, “karışma”, “itaat et”, “şükret” deniyor.
Ama bu ülke gençlerin sustuğu gün değil, konuştuğu gün kurtuldu.

19 Mayıs’ın gerçek ruhu tam da budur.

Boyun eğmeyen gençlik.

Düşünen gençlik.

Soru soran gençlik.

***

Çünkü sorgulayan gençlerden korkarlar.
Kitap okuyan gençlerden korkarlar.
Özgür kadınlardan korkarlar.
Gülmekten vazgeçmeyen insanlardan korkarlar.

Bir ülkeyi yönetmenin en kolay yolu halkı korkutmaktır.
Ama Cumhuriyet korku üzerine değil cesaret üzerine kuruldu.

Bugün ekonomik krizle boğuşan, gelecek kaygısıyla yaşayan, valizini toplayıp gitmek isteyen milyonlarca genç var bu ülkede.
Ve işte tam burada hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:

Bir ülke gençlerini hayal kuramaz hale getirirse gerçekten güçlü olabilir mi?

***

Çünkü gençlik sadece yaş değildir.
Gençlik bir ruhtur.

Haksızlığa itiraz etmektir gençlik.
“Böyle gelmiş böyle gitmez” diyebilmektir.

O yüzden 19 Mayıs sadece geçmişi anma günü değildir.
Aynı zamanda hesaplaşma günüdür.

Biz Cumhuriyetin çocuklarına nasıl bir ülke bıraktık?

Korkan mı?
Suskun mu?
Yoksul mu?
Umutsuz mu?

Yoksa hâlâ gözlerinde o ilk meşalenin ışığını taşıyan gençler var mı?

Ben inanıyorum…
Bu ülkenin en büyük gücü hâlâ saraylar değil gençlerdir.

Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Bir milletin gençliği ayağa kalkarsa hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez.