İki şehir… İki gün… Ve toprağa düşen on can. Dokuzu çocuk.
Bir ülke bazen bir cümlede özetlenir; bugün o cümle şu: “Bir çocuk, başka çocukları öldürdü.”
Kahramanmaraş’ta, Urfa’da yankılanan o silah sesleri sadece okul koridorlarını değil, evlerimizin içini de delip geçti.
Çünkü o tetiği çeken parmak henüz 13 yaşındaydı.
Daha hayatı öğrenmesi gerekirken, ölümü öğretmişler ona. Üstelik en güvendiği yerden, ailesinden.
Bir çocuğun “sorunlu” olduğunu kabul etmek, birçok aile için utanç verici bir itiraf gibi görülüyor.
Oysa asıl utanç, görmezden gelmekte.
Asıl utanç, “bizim çocuk yapmaz” diyerek gerçeği kapının dışında bırakmakta.
Ve asıl utanç, bir çocuğun eline kalem yerine silah vermekte.
***
Bir baba düşünün… Mesleği gereği silah taşıyan bir baba.
O silahın ne demek olduğunu en iyi bilmesi gereken biri.
Ama o baba, çocuğunu bir uzmana götürmek yerine poligona götürüyor.
İçindeki öfkeyi anlamaya çalışmak yerine, o öfkeye hedef gösteriyor.
Kurşunlar sadece hedef tahtasına değil, geleceğe sıkılıyor.
Bugün kaybettiğimiz çocuklar, yarın olabilecek her şeydi.
Belki bir doktor, belki bir öğretmen, belki bir şair…
Ama en önemlisi, hayattaydılar.
Ve hayatta kalmaları, büyüklerin sorumluluğuydu.
***
Biz ne yaptık?
Son yıllarda “özgüvenli çocuk” yetiştirmek adı altında garip bir yarışın içindeyiz.
Özgüven ile sınır tanımazlık arasındaki o ince çizgiyi kaybettik.
Çocuklarımıza “sen özelsin” dedik, ama “başkaları da var” demeyi unuttuk.
“Kendini savun” dedik, ama “empati kur” demedik.
“Güçlü ol” dedik, ama “vicdanlı ol” demedik.
Sonuç mu?
Kendini dünyanın merkezine koyan, sınır tanımayan, istediği olmadığında öfkesini kontrol edemeyen, başkasının acısını hissedemeyen çocuklar…
Ve o çocuklar büyümeden, daha çocukken birer felakete dönüşebiliyor.
***
Psikolojik sorun bir kusur değildir. Ama inkâr etmek, tedavi etmemek, üstünü örtmek…
İşte o bir suçtur.
Hem de en ağırından.
Çünkü bedelini sadece o çocuk değil, masumlar öder.
Şimdi kendimize dürüst bir soru sormanın zamanı:
Biz çocuk mu yetiştiriyoruz yoksa geleceğin tehlikelerini mi?
Çünkü bir çocuğu büyütmek, sadece karnını doyurmak değildir.
Ruhunu da beslemektir.
Öfkesini anlamaktır.
Karanlığını görüp ışık yakmaktır.
Aksi halde…
O karanlık bir gün hepimizi yutar.