Trump “İran nükleer silaha sahip olamayacak” diyor. ABD İran’da nükleer silah istemediği gibi nükleer üzerinde çalışmasını da istemiyor. Oysa Amerika nükleer bomba kullandı ve 200 binden fala Japon’u aynı anda öldürdü, çevreyi yok etti, on binlerce Japon kanser, lösemi gibi hastalıklarla yıllarca mücadele etti, yaşamlarını yitirdi.
Amerika 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'ya uranyum temelli bomba atarak 140 bin kişiyi öldürdü. 9 Ağustos 1945'te Nagazaki’ye attığı plütonyum bombası ise 70 bin kişiyi öldürdü. Bunlar atom bombası olarak niteleniyor ancak sınıf olarak nükleer bomba kategorisindedir. İki nükleer bomba ile 200 bin kişiyi öldüren Amerika kimse benden başka nükleer bomba sahibi olmasın diyor. Neden?
Bir not daha vereyim, Amerika 1945’te Japon yayılmacılığına karşı olduğunu iddia etti ve Kore savaşlarına Türkiye de 4 tugay asker yolladı ve yüzlerce şehit verdi. 27 Mayı 1960 İhtilalinden sonra Cemal Gürsel Kore’deki askerlerimiz geri çekti. Bugün Amerika İran’ın nükleer çalışmasına karşı çıkıyor, Körfez ülkelerini hatta Avrupa Birliği ülkelerininb İran tehdidi altında olduğunu açıkça ileri sürüyor. Bunu İran’a savaş için bir vesile olarak ortaya sürüyor. Aynı Amerika 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde de Saddam’ın sonradan bulunamayan kimyasal silah tesislerini engellemek için Irak’a müdahale ettiğini söylemişti.
O zaman “Bölgede ABD üssü olmayan 3 ülke var; İran, Irak, Suriye. ABD balta gibi Irak’a girdi.” diye yazmıştım. Sonra Suriye de “işgal edildi. Irak ve Suriye’de ABD üsleri var. Sırada İran var. Peki ABD bu ülkelerde sadece üs mü kurdu, Hayır! Savaştaki tüm masraflarını ve Irak’taki askeri üssünün tüm giderlerini Irak petrolünün satışından karşıladı. Suriye’de de aynısı oldu. Suriye petrollerinin ve elektrik santrallarının yönetimi ve gelirini Suriye Demokratik güçlerine yani PYD/PKK terör örgütlerine verdi.
ABD, eskiden olduğu gibi, şimdi de toplu imha silahının kendisinde olmasını istiyor. Kullandığı yöntemler ise çok açık; tehdit ile ülkelerin kaynaklarını ele geçirmek, bir başka deyişle ülkelerin kaynaklarına çökmek. Bunların başında petrol, nadir toprak elementleri ve uranyum zenginleştirmesi var.
Elindekileri Amerika Birleşik Devletleri’ne teslim eden ülkeler ne yapabilir? Domates patlıcan mı satacak, buzdolabı televizyon mu? Birçok ülke elektronik parçalar (komponent) yapıp satıyor, ancak dünyada silah ticaretini kontrol eden ülke ABD.
Savaş uçağı, yolcu uçağı, füze savunma sistemleri başta olma üzere NATO ülkelerine ve diğer ülkelere silah satan kim? ABD.
Petrol gelirleri yüksel olan Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri’ne F-35 başta olmak üzere, her birisine nerede ise triyon dolarlık satış yaparak Körfez petrol kaynaklarını Amerika’ya taşıyan kim? Yani petrol gelirlerine çöken kim? Donald Trump.
ABD’ne karşı çıkamayan, Trump’ı yanında gözükmeye çalışan dünya liderlerinin bir kısmı konumlarını demokratik olarak değil “tehdit ve korku” şemsiyesi altında belirliyor. ABD’nin teknolojik alandaki gelişmesi ve dünya sermaye akışını denetleyen (döviz transferleri, kredi kartı harcamaları, uluslararası ticaret bilgileri gibi) sistemi ile “hukuk dışı, demokratik kural dışı” davranan liderleri tehdit ediyor. Dünyadaki telefon konuşma ve mesajlarını da değerlendiren istihbarat kuruluşları ile elindeki bilgi ve belgeler bu liderleri sessiz kılıyor. Dürüst olanlar İspanya ve İtalya başbakanları şimdi dijital saldırı altında.
Kısaca Trump’ın yetişme biçiminin de etkisiyle tehditle yağma yapmasının sonu er veya geç gelecek. Bunun bir örneği desteklediği Macaristan başbakanı Viktor Orban’ın 16 yıllık egemenliğini kaybetmesi, ikincisi de Afganistan ve Vietnam gibi İran’a girişmeye kalktığı sindirme ve silahlı işgal hareketinin başarılı olamayışıdır.
Dünya adalet, huzur ve barış istiyor. Trump buna engel olamayacak.