Particilik kolay iş değil. Partinizi iktidara taşımak için halk kitlelerinin desteğini alacak, onları harekete geçirecek program yapmalısınız. Program yapmak yetmez, bu programı kitlelerin ilgisini çekecek eylemlerle kamuoyuna anlatmalısınız.

1970’lede “bize plan değil pilav lazım” diye bir söz vardı. Yani iktidar açısından plan yapmak yetmiyor, kitlelerin karnını doyuracak yasal düzenlemelere gereksinme var demekti. Örneğin asgari ücret artışı, memur zamları, üretici sanayici desteği gibi finansal konular gündeme getiriliyordu.

Particilikte aklınızda fikrinizde partinizi iktidara taşıyacak planlar, programlar, etkinlikler yapmak varken, aynı zamanda parti içinde konumunuzu korumak durumundasınız. Zira eskiden partililer çok çalışanları doğal olarak desteklerdi, sonraları bu ortam değişti. Siz gece gündüz partinizi büyütmeye uğraşırken bazı partililer bunlara fazla zaman ayırmazlar kendi konumlarını güçlendirmeye çalışırlar. Kısaca siz partiniz için çalışırken bazıları gelecek parti kongresinde sizin yerinize gelmeye çalışır, bunu en yakın partidaşınız bile yapabilir. Bazı yöneticiler de çalışmalarıyla partide önü açık olanların önünü kesmeye, onları etkisiz kılmaya çalışır. Bu “sistemin” sivil toplum kuruluşlarında, meslek odalarında da geçerli olduğunu gözümüzden kaçırmamalıyız. Hatta apartman yöneticiliğinde, site yöneticiliğinde de yöneticinin altını oyma çabası yaşamımızın bir parçasıdır.

Seçim dönemlerinde partiler arasında yapılan ittifaklar, ittifak yapıyormuş gibi görünüp diğer partiyi de barajın altına itenler başlı başına bir satranç oyunu gibidir.

Son yıllarda partileri kendi içinde parçalamak ya da etkisiz hale getirmek için bazı mahkemeler kullanılır oldu. Bunların son örneği CHP etrafında yaşanıyor. 4 Kasın 2023 Kurultayından sonra ortalık karıştırılmaya çalışıldı. Birdenbire CHP’nin İstanbul il örgütü bambaşka bir yapıya büründü. İstanbul’da iki il başkanı var. Birisi il kongresinde parti delegeleri tarafından seçilmiş il başkanı. Diğeri neredeyse her akşam iktidara yakın bir televizyon kanalında CHP adına konuşma yapan bir kişi, mahkeme kararı ile görevde tutulan bir kişi, bir başka deyişle “kayyum”.

İktidara yakın medya Kılıçdaroğlu’nu övüyor, yeriyor ama bir türlü tartışmaların içine çekemiyor. Zaman zaman CHP’ye yakın medya da Kılıçdaroğlu’nu dürtüyor. Kemal bey tepki vermiyor. Kanımca doğru yapıyor. Parti işi parti içinde görülür. Ancak gel gelelim geçen gün Özgür Özel ortaya ağır bir eleştiri koydu. Özgür bey partisinin grup toplantısında şu dörtlüğü söyledi:

“İstiyorsan hakka varmayı,

Meslek edin gönül almayı.

Bırak saraylara mermer olmayı,

Toprak ol bağrında güller yetişsin.”

Ve sonra ekledi “Milletin vermediğini, delegenin vermediğini, saraydan dilenenlere söylüyorum.” dedi.

Bu dörtlük Yunus Emre’ye ait. Ancak Özgür bey dörtlüğün yazarını söylemedi. Birçok kişi de kendi sözü sandı. Şimdi bu sözler Kemik beye mi İstanbul İl başkanlığında oturan kayyum’a mı söylendi, bunu nasıl anlayacağız acaba? Ancak kafamda sorular var: Birisi şu: Bir partinin en büyük teşkilatında parti ile ilişiği kesilmiş birisi nasıl “paralel yönetici” olabilir? Parti buna nasıl engel olmaz?

Doğal olarak partiler kendi sorunlarını kendileri çözmeli. Dışarıdan bir bakışla şöyle bir olasılığı düşünüyorlar mı acaba? Seçim ortamına girilirken “mahkeme kararıyla” partini içinde farklı gruplar “yetkilendirilip” parti kendi içinde çatışmaya itilir mi, parti yetkilileri bu zorunluydu deyip partiyi bölerler mi? Bu konuda “görevlendirilenler” olabilir mi?

Cumhurbaşkanı adayını seçilebilir aşamaya getirmeye çabalayan bir parti, CHP, partisine yapılacak olası müdahalelere engel oluyor izlenimini kitlelere veriyor mu acaba, ne dersiniz?