İran’da 1983 – 1985 yılları arasında güneyde Hürmüzgan eyaletinde 3 deniz projesinde çalıştım. Projenin birisi Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) karşısındaki Bender Abbas kentinin önündeki Qeshm (keşm okunur) adasında, diğeri oradan 200 kilometre batıdaki Bender Lenge’de, diğeri 250 kilometre doğudaki Jask kentinde idi.

Projeler müdürü olarak merkezimiz Bender Abbas’taydı, üç projeyi de sürekli yerinde takip ediyordum. Bu bilgileri bölgeyi yapısal ve insani olarak yakından tanıdığımı söylemek için veriyorum.

1980 yılında başlayıp 8 yıl süren İran – Irak savaşının ortasında oradaydık. İlk saldırıyı yapan ve İran’ı işgale başlayan Irak’tı. İran karşı koymadı, sonra da yavaş yavaş kaybettiği toprakları kurtardı ve Irak’ın içine girdi. Bu savaşta bir milyondan fazla kişinin öldüğü söyleniyor.

Ayetullah Humeyni 1 Şubat 1979’da Tahran’a uçakla geldi ve Şah rejimi tamamen değişti. Irak’ı kışkırtanlar İran’da “molla rejimini” devireceklerini mi düşünmüş olabilirler. Ancak İran büyük bir direnç gösterdi. Savaş sürerken “karşı devrim” hareketi de yapılıyordu. Ülkenin birçok yerinde gece patlamalar oluyordu. Bir kısmı da savaş alanından bin kilometre uzakta olmamıza rağmen Bender Abbas bölgesinde de olabiliyordu. Bölgede Farslar, Azerbaycanlılar, Ermeniler, Belüçler vardı fakat hepsi uyumlu çalışıyordu. Özel olarak konuştuğumuz zaman birçok insan rejimden memnun değildi ancak çözümün silahla değil seçimle olması gerektiğine inanıyorlardı. Şah Rıza Pehlevi döneminde halk özgürlüğünü keyifle yaşarken, Mola Rejiminde kendisini baskı altında hissediyordu. Bunları biz de yaşadık. Tahran’da fuara gitmiştik. Eşlerden birisinin pantolon, pardösüsü vardı. Hava sıcak olduğu için çorabı yoktu ve ayak bileği görünüyordu. Devrim Muhafızları gelerek uyardı. Eşi çorabını çıkararak ona giydirdi, böylece karakola gitmeden kurtulduk.

Bir yerde savaş varsa Türk firmaları oralarda inşaat projesi alabiliyordu. Türk mühendis, formen, kalfa, işçi de çalışabiliyordu. Bunu avantaj kabul edip, İran, Libya, Sudan, Yemen, Oman gibi ülkelerde çalıştım ve komşularını da gezme olanağını buldum. Köşe yazarlığı yaptığım için kültürel yapıları dikkatle izliyordum. İnsanları daha yakından tanımaya, iş ve aile yaşamını, düşüncelerini öğrenmeye çalıştım. Kısaca şöyle söyleyebilirim: halklar çok iyi insanlar, siyasetçiler kötü, zira onların hedefi iktidarda kalmayı sürdürmek. En medeni ülke Umman’dı. En çalışkan insanlar da İranlılardı.

Şah Rıza Pehlevi zamanında Türk düşmanlığı İran’da yaygınlaştırılmak istenmiş. Projeleri yürütürken idarenin mühendisleri bunları anlatıyor ve bizi tanımaktan memnun olduklarını söylüyorlardı. 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramımızı kutlarken yine bin kilometre uzaktan, Tebriz’den şantiyemize kutlama telefonları geliyordu. İlginç bir not da vereyim: şantiyeleri ziyaret adı altında kontrol için gelen devrim muhafızlarının arasında Türk vatandaşları da oluyordu. Bu kişiler yanımızda Farsça konuşuyorlardı ama bizim Azerbaycanlı tercümanımız bize sonradan bilgi veriyordu.

Orta Doğu özel bir bölge. Binlerce yıl önceden beri devletler kuran, birbirleriyle savaşan, aynı bölgede yaşayan insanlar Orta Asya’dan kopup gelen Türkler ve bölgede var olan Persler. Arabistan yarımadasında da Araplar. Bölgede yaşan insanların inançları farklı olsa da sıcağı soğuğu, yağmuru karı, sebzeyi meyveyi binlerce yıldır paylaşmış olmaları onları yakınlaştırmış. Kapalı kabilelerin dışında olanların da kız alıp vermeleriyle yakınlık daha da artmış. Aynı gözlemi Türkiye İran, Irak, Suriye, Yunanistan sınırlarında da görüyoruz. Konuşmadığı zaman o kişinin yerli olup olmadığını bile anlayamıyoruz.

Orta Doğu’da kışkırtılmış savaşların dışında, insanlar birbiri ile dost. Bundan memnun olmayan para tutkunu kişiler, firmalar, devletler çatışma ve savaş çıkartmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Son elli yıl içinde dünyadaki dengelerin ve ülkelerin birbirlerine bakış açıları çok değişti. Bu durumdan kurtulmak için çök büyük savaşlarda 100 milyonlarca kişinin ölmesi mi gerekir, yoksa “aklı başında” yöneticilerle dünyada barış havasında insanlar mutlu yaşayabilir mi?