Balyoz, Ergenekon davalarında isimsiz ihbarlarla, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Gizli tanıklarla genelkurmay başkanlığı yapandan öğretim üyesine dek yüzlerce kişi mahkûm edildi, yıllarca hapiste tutuldu. Sonra beraatler geldi. Birçok kişi parmaklıklar arkasında yaşamını yitirdi. Gizli tanık olarak PKK’lı teröristler bile kullanıldı.
Ergenekon Kumpas davası 12 Haziran 2007’deki soruşturmayla başladı. Balyoz davası da 20 Ocak 2010’da. Toplumda önde gelen hangi kuruluş varsa yöneticileri de tutuklandı. O dönemde yazmış ve yaklaşık olarak şöyle demiştim: ülkede herhangi bir vatandaş, dağda okuma yazması olmayan çoban bile gözaltına alınabilir ve yıllarca tutuklu kalabilir.
Bugün durum farklı mı? Kanımca değil.
2007’den başlayan tutuklama kararları Yargıtaydan, Anayasa Mahkemesi’nden bozulup geri dönüyordu. Aradan 18 yıl daha geçince mahkûmiyet kararlarının üst mahkemelerden dönme oranı çok azaldı.
AKP’nin iktidara geldiği andan itibaren bazı konularda ciddi çalışma yaptığını sürekli hatırlattım. TÜGVA gibi gençlik vakıflarıyla bazı okullarda gençleri örgütlediği ve mezun olurken TÜGVA yemini ile gençleri tamamen kendilerine bağladığını yazdım. Mezun olan lise öğrencileri açılan yüzlerce yeni üniversitede, özellikle hukuk fakültelerine sokuldu. Yurtdışında açılan okullara gitmiş gibi kaydı yapılıp diploma alanlar da oldu. Sonra bu kişilerin bir kısmı devlet memuru yapıldı, savcı, hâkim oldular. Süratle de yükseldiler. Yargıtay’da, Anayasa Mahkemesi’nde kritik kararları alabilecek yerlere geldiler.
Yapılan ittifaklar, kurulan STK’lar, onlara yapılan destekler, örgütlenen medya grupları, onlara sunum yapan kurumlar filan derken yapılan işlerin sıradan olmadığı gibi planlı olduğu da ortada. Muhalefeti bir araya getirip sonra dağıtan, muhalefetteki her partiyi kendi içinde çatlayacak duruma getirmeye çalışan bir planlama kolay bir iş değil. Planlamanın yaşama geçirilmesi de başlı başına bir örgütlenme işi.
Muhalefet er veya geç bu iktidar yıkılacak dedi ama 24. yıla gidiyoruz, olmadı. Deniz Baykal da bunlar bu ülkeyi idare edemez, kısa zamanda teslim olacaklar dedi. Olmadı.
Benzer bir yorum da Humeyni için yapıldı. 1 Şubat 1979’da Tahran’da havaalanına inen Humeyni için, İran’ı idare edemez dediler. O dönemde İran’da temel gıdası olan pirincin tamamı ithal ediliyordu. İran’ın nüfusu 40 milyondu o tarihte. Bunlar 40 milyona pirinç bile dağıtamaz diyorlardı. Bugünkü durumu biliyorsunuz.
İktidar teslim olmaz, gereğini yapar.
İktidar ekibi her Ramazan’da yaptıkları gibi yeni senaryoları bugün de devreye sokuyorlar. Okullarda bazı cemaatlerin yeminlerinin okutulması, İŞİD ve El Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen bazı kişilerin öğrencilere liderlik yapması gibi konular muhalefetin önüne atılıyor. Bu olaylara tepki gösterilmesi doğal ancak bu arada İmralı’daki 50 bin yurttaşımızın katiline “statü” verilmesinin peşinde olanlara da tepki göstermek gerekmiyor mu acaba?
Hayali şikayetlerle İzmir’de 9 yaşındaki öğrencileri sorguya çekerken utanmayan “müfettiş” olduğu iddia edilen kişilere sesleniyorum: İzmirli çocuklar Gazi Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanımın çağdaş torunlarıdır. Ne korkarlar ne de İskilipli Atıf, Fesli Kadir gibi saf değiştirirler.
İzmir'in dağlarında çiçekler açmaya, Altın güneş orada sırmalar saçmaya devam edecek.