Doğaya baktığınız zaman pek çok canlı türünün gruplar halinde yaşadığını görebilirsiniz.
Zekâ dediğimiz, deneyimler arasında ilişki kurabilme yeteneğine sahip gelişmiş beyin fonksiyonlarına sahip insan türü dışındaki canlıların ise bu gruplaşmayı içgüdüsel olarak benimsediği söylenebilir. Bu durumda, insan için kullandığımız “sosyal bir canlı” özelliğini; gruplaşma, bir arada olma ve bir arada hareket etmeye eğilimli diğer canlı türleri için de sanki kullanabiliriz. Yani, doğası gereği yalnız olanlar ve grup halinde olsalar bile grup içi bir iletişim ve etkileşim içerisinde olmayanlar hariç diğer tüm canlılar sosyal varlıklardır denilebilir gibi.
Birden fazla olma hali için kullanılabilen grup kelimesi, bireyin ya da canlının tek başına olmasından daha farklı bir anlam taşımaktadır. Tek başına olma halinin canlıya yüklediği tekil sorumluluk, yani sadece kendi için; çabalamak, çalışmak, avlanmak, güvenliği sağlamak, beslenmek, huzurlu olmak, mutlu olmak vb. hal, grup ve çoğul olma durumunda derinleşmektedir. Canlı artık yalnız olmadığı andan itibaren; alması gereken kararlar, yapması gereken seçimler ve gerçekleştirmesi gereken eylemlerde sadece kendini düşünemeyecektir. Çünkü, canlının; karar, seçim ve eylemlerinin sonuçlarından etkilenecek artık yalnızca kendisi değildir.
Bir canlının yaşamını tek başına sürdürmeyi istememesi bile onun sosyalleşmesini zorunlu kılmaktadır. Kendisine eş seçmek için bile canlının diğer canlılarla bir arada olmaya istekli olması şarttır. Ki bu andan itibaren bir grubun parçası olmak da kaçınılmazdır. Zira, sadece eş bulabilmek için kısa süreli sosyalleştiğinizi sansanız bile bir eşe, ardından çocuklara sahip olmak sizi geri dönülemez şekilde sosyal grupların bir parçası haline getirecektir. Bu sosyal bir canlı olma durumu elbette ki günümüzde artık bir tercih bile değildir. Sosyallik, sosyal grupların bir parçası olmak, topluluklar halinde; yaşamak, çalışmak, eğlenmek, üretmek, savaşmak, savunmak vb. bugünkü yaşam tercihimizin olmazsa olmazlarıdır.
Beynini diğer canlılardan farklı kılan zekâsı ve onun kapasitesi ile insan olasıdır ki yüzbinlerce yıl önce; birlikte hareket etmeyi, yani sosyal bir varlık olmayı, gruplar halinde; avlanmayı, savaşmayı ve yaşamayı benimsemiştir. Pek çok canlı türünde gerçekleşen bu davranış hemen hemen hepsinde de bir şeyi zorunlu hale getirmiştir. İnsanda ortaya çıkışının ne kadarı bilinçli ne kadarı bilinç dışı gerçekleşmiştir bilmiyorum ama her canlı grubunda; o grubu yönlendiren, kontrol altında tutan, kararlar alan, kararları uygulatan, ceza ve ödüller veren biri vardır. Hepimizce malum olduğu üzere, bahsi geçen tüm bu eylemleri gerçekleştiren, yani grubu yönetme görevini üstlenen bu kişilere ya da gruptaki o canlıya verilen bir isim vardır: Lider.
Eğer az da olsa bir belgesel izleme alışkanlığınız varsa, birkaç tanede bir illa ki hayvanların kendi içlerindeki, yani tür ve grup içerisindeki ilişkilerine ait olarak hazırlanmış olanlarına denk gelmişsinizdir. Bu belgesellerden de hatırlayabileceğiniz üzere, muhakkak ki grup üyeleri içerisinden bazıları, grubun lideri olabilmek için, yine kendisi ile aynı arzuya ya da içgüdüye sahip diğer grup üyeleri ile bir mücadele içerisine girmektedirler. İzlediklerimizden ve bilim aracılığıyla elde edilmiş sonuçların yer aldığı kaynaklardan da okuduğumuz kadarıyla, bu mücadele pek de öyle naif ve nazikçe de değildir. Çünkü, birçok canlı türü içerisinde belirli bir grubun liderliğini kazanabilmek, çoğunlukla ne kadar güçlü olduğunuzla ilgilidir. Bu da yine daha çok, bir veya birden fazla rakibinize karşı üstünlük kurup kuramadığınızla ilgilidir. Yani, rakiplerinizle girdiğiniz rekabetin sonunda hayatta kalan sizseniz veya diğerleri yenilgilerini kabul edip geri çekilmişlerse artık o grubun lideri sizsinizdir. Bu, bir tür doğa kanunudur.
Aslına bakarsanız, insan için de bundan farklı değildir uygulama. Yani, elbette ki doğrudan diğer canlılar gibi fiziksel üstünlük kurmak üzerine kurulu değilse de liderlik meselesi, bundan da uzak sayılmaz. Çünkü, sokakta pek çok kavgaya, gürültüye denk gelişimiz de herhangi bir grubun liderliğini ele geçirmek üzere gerçekleşiyor olmasa da bir konuda üstünlük elde etme yönündeki ilkel çabanın modern bir yansımasıdır. Dolayısıyla, insan da hala çeşitli konularda kendini haklı; çıkarmak, saymak veya saydırtmak için hala kaba kuvvete baş vurmaktadır. Grup içerisinde veya gruplar arasında gerçekleşen bu tür güç savaşları illa ki bir konudaki üstünlüğü, söz veya irade sahipliğini ele geçirmek niyetiyle gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir. Yüzbinlerce yıldır grup halinde yaşayan insanlık için ise bu durum tarım devriminden sonra daha da önemli hale gelmiştir. Çünkü, tarım devrimi ile insanlık yerleşik bir düzene geçmiş, bu da daha fazla sayıdaki küçük grubun bir arada yaşaması mecburiyetini doğurmuştur. Farklı bölgelerde gruplar halinde yaşayan insanlar hem kendi içlerinde hem de dış gruplar ile ilişkilerinde üstünlük sağlamaya, liderlik etmeyi sürdürmeye ve bunun için çabalamaya da devam etmişlerdir. Aileden başlayan liderlik zaman içerisinde, önce küçük gruplara, oradan köylere, şehirlere, beyliklere ve nihayetinde de devletlere liderlik etmeye doğru evrilmiştir.
İçgüdüsel olarak bir grubun liderliğini almanın çok daha ötesinde, sosyal ama aynı zamanda da zeki olan bir canlı türünü yönetmek anlamına gelen insan türüne liderlik etmek, fiziken güçlü olmanın yeterli olmadığı bir kavram ve beceridir. Bu yüzdendir ki liderlik vasıfları ya da nitelikleri denilen kavram, daha da doğrusu kavramlar topluluğundan söz edilmektedir. Peki nedir bu, bir bireyi lider olarak algılamamızı sağlayan vasıflar ya da nitelikler? İleri görüşlü olmak, düşünsel becerileri gelişmiş olmak; farklı düşünmek, konu, olay ve durumlar arasında alışılmışın dışında bağlantılar kurabilmek, iyi iletişim becerilerine sahip olabilmek, insanları bir fikir veya düşünce etrafinda bir araya getirebilmek, zor koşullar altında da içsel güdülemesini koruyabilmek… Tüm bunların dışında da insanların, birden fazla lider veya lider adayı arasından birine kendisini daha yakın hissetmesinin en önemli sebeplerinin başında gelen, halk arasında karizma olarak bildiğimiz, Türkçesi “etkileyicilik” olan ama “tarif edilemeyen çekim enerjisi” olarak nitelendirebileceğimiz o bir diğer ve en temel özellik. Neden böyle diyorum? Çünkü ilk saydıklarım pek çok insanda var olabilecekken “karizma / etkileyicilik” ise çoğu insanda bulunmamaktadır. Bu da insanları peşinden sürükleyen, insanların kendisini lider olarak seçtiği bireyleri diğerlerinden ayıran en belirgin özelliktir.
Elbette ki insanlar bir bireyi kendileri için bir lider olarak seçerken sadece bu özelliklerin varlığını aramazlar. Aynı zamanda da ortak değerleri paylaşıp paylaşmadıklarına da bakarlar. Çünkü, insanların birini lider olarak seçmelerindeki en temel sebeplerden bir tanesi; ortak değerlerini temsil etmesi, bu değerleri iyileştirmesi, yüceltmesi ve insanlığın çok daha fazla kesimine yayılmasını sağlamasıdır. Yani, her grup kendine bir lider seçerken, aynı zamanda da o grubun amaçlarına hizmet edecek ama bunu yaparken de ortak olarak benimsenmiş değerleri layığıyla temsil edecek birinin var olmasını arzu eder ve bekler. Ayrıca, bazen aynı grubun içerisinde, yani ortak değerler için bir araya gelmiş insan topluluklarının içerisinde de bazı değerleri ya da amaçları daha fazla benimseyen ya da önceliklendiren insanlardan oluşan iki ya da daha fazla grup da oluşabilir. Farklı amaç, değer, ilke ya da bazen çıkarların temsil edilmesi ve bunlara ulaşılması arzusu da yine grup içerisinde rekabeti, gruba hâkim olma çabasını ve dolayısıyla da Arapçası siyaset, kökeni Yunanca olan ve dilimize Fransızca’dan geçmiş olan politika kavramını ortaya çıkarmaktadır. Bu kavram her ne kadar daha geniş bir anlamla devletin yönetimini ifade ediyor olsa da bugün maalesef ki irili ufaklı her türden insan ve grup içerisindeki yönetme arzusunu ve bunun kötü niyetle benimsenmiş halini ifade eder olmuştur da diyebiliriz.
Kâr amacı güden veya gütmeyen, yani bir işletme veya bir dernek, bir vakıf ya da bir parti olsun, ulaşılması arzu edilen hedefler için liderden beklenen yönlendirici ve yönetici olmasıyken bunu mümkün olabilmesi için gerekenlerden biri de kapsayıcılıktır. Birbirinden farklı düşünen, aynı amaç ve hedeflere farklı yollardan ulaşılabileceğini savunan, mevcut uygulamalar konusunda ortak fikir zemininde buluşamayan grupların bu farklılıklarını ortak bir paydada buluşturmak da yine liderin görevidir. Bir bireyin, bir grubun ve topluluğun lideri olarak seçilmesindeki amaç veya ona yüklenen görev bölmesi değil birleştirmesidir. Bir liderin görevi, bir grubun; istek, arzu, beklenti ve çıkarlarına değil bütününkilere önderlik etmektir. Liderin amacı; içinde bulunduğu topluluğun idealleri doğrultusunda stratejiler oluşturmak, bunların gerçekleşmesi için; uygun planları yapmak, adımları belirlemek, doğru kişileri görevlendirmek ve gerekli olan her an topluluğun güdülenmesini en üst seviyede tutacak bir iletişim dili benimsemek, buna uygun tutum ve davranışlar sergilemektir.
Bir liderin, içinde var olduğu topluluğun çıkarlarına hizmet etmesi olması gerekendir. Bu noktada önemli olan, içerideki daha küçük bir grubun çıkarlarının topluluk ya da grubun çıkarlarının önüne geçmemesidir. Gizli veya açık bir şekilde, böyle bir şeye hizmet etme niyetinde olan bir liderin, grubun ideallerinden, hedeflerinden olduğu kadar genel ahlaki kurallardan da ayrıldığı söylenebilir. Bu ayrılış bazen sadece koltuk sevdası, yani iktidar hırsı gibi egonun en basit katmanının etkisiyle, bazen de kendisi, ailesi, arkadaşları veya bir grup insan için elde edilmek istenen maddi çıkarların peşinden gitmek adına olabilir. Böyle bir durum, kişinin, yani liderin, grubun ortak ideallerini temsil etmek üzere ve sözüyle teslim alınan koltuğun gücünü suistimal etmesidir ki bu da ancak ahlak kurallarını ya da evrensel etik değerleri hiçe saymakla mümkündür.
Doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, samimiyet, alçakgönüllülük, ölçülülük ve en önemlisi de adalet gibi kavramlara olan bağlılığını kaybetmiş ya da bunları kendi çıkarlarına kılıf olacak şekilde devşirmiş birisi, aynı zamanda içinde bulunduğu topluluk ya da grubu temsil etme kabiliyetini de kaybetmiş olur. Zira, artık kendisine duyulan güven yerle bir olmuştur. Bu da artık kimsenin onun söylediği sözlerin gerçekliğine inanmamasıdır. Bilakis, kendisi; söylediği, vaat ettiği, başkalarından beklediği, makamı gereği de kendisinden beklenen davranışlardan farklı davranmış olan birinin söylediklerine güvenmek, bir önceki durumdan artık daha zordur. Özel hayat veya iş hayatında olsun ikili ilişkilerde de temel bir kriter olan ve hemen hemen herkesin karşısındakinden beklediği söylem ve eylem tutarlılığı, nasıl bir kuruluşun başında olduğu fark etmeksizin tüm liderlerden de beklenen davranışların başında gelmektedir. Özellikle de insanların, toplumların ve devletlerin yaşamına, refahına, gelişimine, güvenliğine ve geleceğine ilişkin kurum ve kuruluşları; yönetme, insanlara yön gösterme, olduğundan daha ileriye taşıma niyetinde ve halihazırda görevinde olanlar için bu ve diğer tüm değerler liderliğin olmazsa olmazlarıdır ve öyle olmaya da devam edeceklerdir.