Bu hafta inanılmaz yoğunluk ve yorgunluk üzerine bir mutlak butlan kararı çıkarıldı. Bilinmeyen bir şey değildi elbette, hatta öncesi yapılan tartışmalar, sonrası yapılacaklar konusunda kapılı kapılar ardında yapılan hazırlıklar... Her ne kadar kapılar kapalı olsa da tüm yaşananlar ülkenin ortasına çöktü.
Pek severiz romantizmi, en sağı en solu bir araya gelip bu karar sonrasında ‘yiğidim aslanım burada yatıyor’ türküsü eşliğinde ışıklarımızı yakıp bir o yana bir bu yana sallandık. Şaka değil, ülkede yaşanan absürtlüklerin hangi tarihte başladığına dair geriye gitsek bugünlerin ilmek ilmek nasıl örüldüğünü, hangi siyasetçinin o dönemlerde hangi tepkiler verdiğini tekrardan izlesek bugün dillere pelesenk olan "AKP’li, AKP’ ye hizmet ediyor" cümlelerini kime kurmalı diye hafıza yenilemiş oluruz. Belki de idrak etmemiz için ilkokul öğrencisi gibi tekrar yapmamız gerekiyor defalarca.
DEĞİŞİM SÜRECİ
AKP iktidarından nefes alamadığımız süreçlerin belki de en zorlu dönemlerinden geçerken, 2023 yılında yine hadi bir umut diye ana muhalefet partisinin değişim süreci ile heyecanlandık birçoğumuz. Hadi bu kez olacak kesin deyip silkelenip kendimize geldik, düştüğümüz yerden tekrar bi yeni heyecanla yola devam etme gücünü bulduk kendimizde. Şuan gelinen noktada, sadece iktidar için değil muhalefet partileri için bile maalesef tercihsiz bırakıldık. Ana muhalefet partisinden tut, ülkenin sol sosyalist partileri, butlan kararı öncesi yaşananlarda sessiz kalmak bir tarafa, butlan kararı sonrası da butlan kararına karşı çıkmak için Özgür Özel’i ziyarete gitti ve CHP Genel başkanlığında nöbete başladılar.
Nöbet deyince aman yanlış anlamayın sakın, tıpkı 19 Mart sürecindeki gibi bir araya toplanıp, şarkılar, türküler, sloganlar ve ışıklar içinde uğurladılar demokrasiyi…
TERCİHSİZ DEĞİLİZ ÇÜNKÜ BİZ HER BİRİNİ BİR ŞEY HALİNE GETİRENLERİZ
Bundan önceki paragrafta CHP Genel Merkezi'nde başlatılan nöbetten bahsetmiştim. Şimdi ise büyük büyük cümlelerle başlatılan nöbet öncesinden birkaç kelime yazmak isterim. Bu ülkenin birçok insan evladı değişim sürecine fena umut bağlamıştı. Sallanan sandalyeler, büyük sevinç çığlıkları, çekilen halaylar, atılan sloganların üstünden öyle aman aman bir zaman geçmedi. Ortaya serilmesini, yolunu ve yöntemini asla doğru bulmadığımız, hiçbir zamanda savunamayacağımız bir sürü çirkinliklerin ortaya serildiği bir süreç yaşadık kısa bir süre önce. Tüm bunların işleyiş sürecinin yanlışlığını, insanların özel hayatının devlet eliyle gözler önüne serilmesi pespayeliğini tartışırken, bir partinin bilmem neyi, bilmem kim ile tartışırken’ kıymetli eşinize izah etmiştim, gayet tatmin olmuştu’ cümlesini kurdu sosyal medya üzerinden. Diğer bir parti bilmem neyi bir kadından bahsederken ‘deli karı’ cümlesini kullandı ve her iki partili de tüm tepkilere rağmen özür dileme gereği bile duymadı.
Bu kadar mı dersiniz? Değil elbette…
Parti önünde marşlar türküler söylenirken diğer taraftan bir dönem partinin genel başkanlığını yapmış Kemal Kılıçdaroğlu etnik kimliği üzerinden linç ediliyor, hakaret ediliyor, bir etnik kimlik üzerinden küfürler havada uçuşup genel merkezin bahçesinde devrimci marşlarla karşılanır hale geliyor. Konu ne olursa olsun her zaman olduğu gibi yine bir kimlik ayrıştırması, yine bir ırk çatışması üzerinden yapılmış ya da yapılacak olan ne varsa çok güzel perdeleniyor, halaylar ve türküler eşliğinde geleceğimizi protesto ediyoruz. Her zaman olduğu gibi tüm kirleri örtecek bir kimlik bulunmuş, bir kurban seçilmiş, marşlarla türkülerle mücadele alanları örülmüş…
SON SEÇİMDE ERDOĞAN’A OY VERDİĞİNİ SÖYLEYEN SAYIN ADNAN BEKER, MHP VE İYİ PARTİ KÖKEKİNDEN GELEN CEMAL ENGİNYURT VE YİNE MHP VE İYİ PARTİ KÖKENİNDEN GELEN ÜMİT DİKBAYIR’DAN NÖBETTE GÜNDOĞDU MARŞI VE KILIÇDAROĞLU "DİRENİŞİ"…
Anam dünün faşistleri bu marşı söylüyorsa, faşist kim, biz kime vuracağız, devrim yoluna bunlarla mı gidiyoruz, devrime giriş marş ile mi oluyordu, önce marşı söyleyip mi giriyoruz, yoksa önce devrim mi oluyor? Kafalar karıştı halk olarak. Eee normaldir efenim, marşın devamında bağımsızlık yolu, işçi, köylü, bozuk düzen, halk savaşı, emperyalizm falan diyor. Hani marşın ikinci kıtasında biz konuyu böyle bilmiyorduk falan deyip ayrıladabilirler. Sanırım herkesin kafalar felaket karışık.
Yıllarca ’yaşasın halkların kardeşliği’ diye bir sürü bedel ödeyip, onca mücadeleden sonra barış kurdelesini kesmeyi Devlet Bahçeli'ye bıraktığımız gibi, yıllarca mücadele alanlarında, eylemlerde, sokaklarda, mahallelerde, mahpushanelerde mücadelenin tam ortasından işçisi, köylüsü hep bir ağızdan söylediğimiz marşlarımızı da faşistlerin eline bıraktık efenim.
Yan bahçelerden oturarak marş söylemek kolaydır elbet.
Ortalama on yedi yaşında başladım sokak sokak bildiri dağıtmaya, gazete satmaya. Sanayi mahallerinde bildirilerimizi dağıtıp merkezin bahçesinde marş söyleyemedik hiç. Bildirileri dağıtıp mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, fabrika fabrika gezdik. Öyle el altı gelen paralar olmadı hiç hayatımızda, hatta aldığımız asgari paralarla ödedik gazete parasını ödeyemeyen ama gazete okumak isteyenlerin ücretlerini. Bağışlar topladık bizden daha kötü durumda olanlar için. Toplantı yapacak yerimiz olmadı hiç, sendika toplantılarını gecekondu evlerimizde yaptık da kadın erkek bilmem ne diye şikâyet edildik jandarmaya.
Ez cümle…
Özellikle kadınsan her şeyin bedelinin çok ağır yaşatıldığı canım ülkemde, birçok şeyin bedelini peşinen ödeyen bir kadın olarak söylemek isterim ki, öyle konforlu koltuklarınız, belediyelerde aldığınız görevleriniz, dolu hesap cüzdanlarınız ile varsanız biz hiçbir koltuk ve cüzdanımız olmamasına rağmen buradayız. Mücadele bir parti genel merkezinin bahçesinde değil sokakta verilir.
Eğer kurtulacaksak ülkecek, şahsi menfaatlerinizi ve koltuklarınızı bir tarafa bırakıp halkın beklentisi ve halkın ihtiyaçları doğrultusunda sokaklar bizimdir.
Kazanımlar sonrası, bu mücadelede yer alanlar için söyleriz tüm marşlarımızı.