Gaz maskesi ala benziyor Biber gazı bala benziyor Benim TOMA’m bana sıkıyor Bulunur bir çare halk ayaktadır Taksim yolunda barikattadır (Boğaziçi Caz Korosu)
Gezi Parkı direnişinin üzerinden tam 13 yıl geçti. O gün dünyaya gelen çocuklar bugün on üç yaşında. Boğaziçi Caz Korosu’nun ’Bulunur bir çare halk ayaktadır’ diye tarihe not düştüğü bu dizeler sonrası halk bir türlü aynı amaçla birleşip bir araya gelemedi. O günden sonra bölünmeye müsait olan her bir yerimizden böldüler bizi.
Sağcı, solcu, devrimci, ulusalcı, eşcinsel, travesti diye cinsel, dinsel ve siyaseten bölündüğümüz tüm fraksiyonlar ve kimliklerimizin bir arada omuz omuza mücadele ettiği ve ilk defa beklide görmeye başladığımız süreçlerden biriydi.
Gözümüzden vurdular bizi!
Gezi direnişi sırasında sevgili Sırrı Ağabeyin kurduğu bir cümle var ki üzerinden yüzyıllar da geçse doğruluğunu hiçbir zaman yitirmeyecek. ‘Sen biliyor musun ağaç kaç yılda yetişiyor? Bu ağaç en kıymetli vekilden daha kıymetlidir.’ Diyor ve karşısında ki polis ekliyor,
’dokunulmazlığını hiç böyle kullanan olmadı’
Gezi direnişinden sonra daha travmatik toplumsal olaylar yaşadık, her birimizi derinden sarsan. Soma Maden Faciası gördü vurulan gözlerimiz. Üç yüz bir madencimiz göçük altında kaldı. Üç yüz bir aile, hala kaybettikleri canların kendilerinde bıraktıkları yıkıntıları onarmaya çalışıyor. Kahramanmaraş merkezli deprem yaşadık, resmi rakamların 53.500 diye açıkladığı, kaybettiğimiz canlarımızın sayısını bir türlü denkleştiremediğimiz. Her birimizin canının sadece ölü olarak resmi rakamlara yansıdığı, hatta birçoğunun yansımadığı deprem.
Ülke yıkıldı insanlığımızı enkaz altında unuttuk biz.
Sayısız kadın cinayeti yaşadık ve sadece içlerinden birkaçı ülke gündeminde yer edinebildi, diğer kadın cinayetleri sayı ve rakam olarak istatistiklerde yer bulabildi kendine. Ekonomik krizler, atanamayan öğretmenler, sağlık emekçileri ve birçok meslekten gencin işsizlik ve ekonomik sıkıntılar yüzünden yaşadıkları sessiz bir çığlık olarak içimize içimize bağırmaya devam ediyor. Sadece bu kadar mı dersiniz? Gençleri bu duruma düşürenleri konuşmaktan çok konuştuk, işsizlik yüzünden hayatına son verenleri yazmanın etik olup olmadığını.
Eli kalem tutanların, ‘neyi yazmak etik’ tartışmaları arasında sayısız ölüm yaşadık. Evine ekmek götüremediği için, iş bulamadığı için, çocuklarına bakamadığı için, atanamadığı için hayatına son verdi cümlesi bir anda etik tartışmaları arasına girdi ve her birini halının altına süpürüverdik zamanla.
Kadın cinayetlerinin bas bas bağırıldığı, hatta detaylar verildiği, kimin nasıl cezadan kurtulduğunun ince detayına kadar yazıldığı bazı yerlerde etik eleğine takılıverdi bazı konular. Biz takıldıkça devam etti yaşadıklarımız. Artarak, gözümüze bakarak, sırıtarak yol almaya devam etti tüm ayaklanmamız gereken ama ayaklanmadığımız şeyler.
BİR GEZİ’YDİ GELDİ GEÇTİ
Bahçemizde güller açmadı ağaçları kurtardık diye.
Gezi direnişinden sonra bir öldük ki öyle böyle değil. Her şeyin temizini orda bırakmış gibi bakıyoruz dünlere. On bir kişinin hayatını kaybettiği, birçok kişinin yaralandığı bir Gezi direnişi geçti hayatımızdan. Siyasilerin (evet, sadece ağaç için orada olduğu) din, dil, ırk, cinsiyet diye kitleyi bölemedikleri bir direniş.
Gezi direnişinden sonra daha bi keskinleşti siyaset denen ucube sistem. Her siyasetçinin sıkıştığı zaman kitlesine göre sıkı sıkıya sarıldığı bir yer oldu mutlaka. Kimi bayrak siyaseti yaptı, kimi din, kimi dil, kimi Atatürk, kimisi de bulduğu ırk boşluğuna sığındı çaresizce. Aslında hep olduğu gibi, hep yaptığı gibi, en hassas yerimize vurmaya, sinir uçlarımıza derin taraflarından dokunmaya devam ettiler.
BİRLEŞİNCE GÜZEL OLUYORUZ
Tam on üç yıl önce başardık aslında. Kim neci, kim neyi tutuyor, kim hangi cinsiyetten diye bakmadan bir araya gelince başaramayacağımız şey yok. Siyasetçilere aparat olup onlara kanalize olmak yerine onlara bizim ihtiyaç ve isteklerimize göre yön vermek elimizde. Bugün,
’beni sevenler buraya yürüsün’ ya da ‘beni sevenler bunu yapsın’ diyen siyasetçilerin hepsine, hiçbirinin siyasetini sevmediğimizi, hiçbirinin çalmasına ikna olmadığımızı, hiçbirinin ülkenin bu hale gelmesine sebep olanlarla yan yana olmasına göz yummayacağımızı göstermek elimizde.
Seçeneksiz değiliz…
Bugün herhangi bir partinin eyleminde ‘genel grev genel direniş’ diye slogan atan tüm sosyalist parti ve tüm sendikaları hiçbir partinin bayrağı altında olmadan bağış ve aidatları ile geçindikleri işçi sınıfı için sokaklarda buluştuğumuz bir gün örgütleyebilirsek işte o gün kazanacağız. Her sendikanın ya da her sosyalist partinin belediye ile maddi bir çıkar ilişkisi olduğu bu sistemde yapabileceğimiz tek eylem partiler nereye derse oraya gitmek ve belirlenen sloganı atmak.
Sosyalist partilerin, sendikaların ve basın sektörünün bu kadar göbekten bağlandığı ve halk tarafından desteklenmediği bir süreçte ölen ölür direnenler bizimdir…