İzlediğim bir belgeseldeki içerik üreticisi, Tanzanya’da birlikte zaman geçirdiği ve bilinen son kabile topluluğu olan “Hadza”lı bir gence, çevirmen aracılığıyla bir soru sordu: Geleceğe yönelik bir hayalleri var mı? Genç ise: “Ne, büyüdüğümüzde mi demek istedi. Ne diyeceğimi bilmiyorum, anlamadım bile.” dedi. Çok ilginç bir cevaptı. İzlerken kısa süreliğine de olsa birinin böyle bir soruya verecek cevabının olmayışına şaşırmıştım. Fakat, böyle bir şaşkınlık anında yapılması gereken aslında oldukça basitti: “Konuya ya da kavrama, onu anlamlandıran kişi ve onu anlamlandırırken etkilendiği koşullar üzerinden bakmak ya da değerlendirmek”. O genç, Tanzanya’da, bilinen avcı toplayıcı topluluklardan ve kabilelerden sonuncusunun bir üyesiydi.

Ortalama yaşam süresinin 32 yıl olduğu bir topluluğun parçasıydı. Hayatta kalabilmek için hemen hemen her gün avlanması ya da toplaması gerekiyordu.

Yine aynı belgeselde, aynı topluluğun parçası bir başka genç de her gün bir babun avlama umuduyla uyandığını, geceleri rüyasında babun avladığını gördüğünü söyledi. İnsan, duyduğu bu cümlenin ardından, “ne kadar da ilginç bir hayal” ve “neden insan bu tür bir hayal kurar” diye düşünürken yine empati yapması gerektiğini hatırlıyor hızlıca.

Her ne kadar, insan anlamakta zorluk çekse de dünya üzerinde farklı coğrafyalarda, bilmediğimiz zorluklarla yaşayan çok sayıda topluluk olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu toplulukların bir kısmı, geçmişte uzun süre başka coğrafyalardan, özellikle de Avrupa’dan gelen devletlerin sömürgesi altında yaşamış ve kendi toprakları, yaşamları ve gelecekleri üzerinde söz sahibi olamamışlardır. Yine bir kısmı da zaman içerisinde modernleşen, yani yeni geliştirilen; alet, makine ve teknolojiler sayesinde evrilen yaşam ve insanlığın genelinden kopuk kaldıkları için, eski insanlar gibi yaşamaya ve onlardan kalan zorlukları da bu yaşamlarının bir parçası kılmaya devam etmişlerdir.

Şüphesiz ki her çağ, insanın serüveninde farklı gelişmelere şahitlik etmiştir. Bugün yaşayan biz insanlara uzakmış gibi görünse de hem dünyanın yaşı hem de insanın gelişiminin önemli bir kısmını kapsayan son bin yıl, insanlık tarihi açısından bakıldığında pek de uzun bir zaman değildir. Tüm bu süreçler içerisinde gerçekleşen bazen küçük bazen de biraz daha büyük gelişmelerin bir toplamı olan bugünkü dünyada garipsemediğimiz pek çok şey, geçmişte ulaşılması zor birer hayal gibiydiler. Bugün kadınlarda 76, erkeklerde 71 ve geneli 73,5 – 74 olan dünya geneli insan ömrü ortalaması, geçmişteki hastalıklar ve savaşlar sebebi ile bugünkünün neredeyse yarısı kadardı. Bu nedenle, çocukluktan sonra bilinçli olarak yaşayabilmek üzere size kalan sürenin bu denli kısa olduğunu bildiğiniz bir ömürde, insanın kurabileceği hayaller de sınırlı olmuştur elbette.

Hayal, yapısı gereği henüz gerçekleşmemiş zamanlar için insan tarafından zihinde oluşturulan, bazısı gerçekleşebilir bazısı da gerçekleşmesi bile mümkün olmayan anların resimleri ya da fotoğraflarıdır. Bu bazen, o ana ait bir duygu da olabilmektedir. İnsan, ancak ulaşabileceğine inandığı bir gelecek için hayal kurma eğilimindedir. Yani, insanın kurduğu bu hayalin zamanı ve detaylarını bile büyük oranda hayali kurduğu anın koşulları belirler. Bugünün gerçekliğinden ve bireyin kontrolünde bulunan etmenlerden yola çıkılarak belirlenen, kurulan bir hayalin gerçekleşme olasılığı mümküne en yakındır. Fakat, insan, bugünkü ve gelecekte de var olma olasılığı yüksek olan etmenler olmadan veya onlardan etkilenmeksizin gerçekleşme olasılığı bulunmayan hayaller kurduğunda ise onlara erişmek daha zordur. Öyle ki erişilmesi güç hayaller kuran veya düzenli olarak bunu yapmayı alışkanlık edinmiş kişiler için halk arasında “hayalperest” sözcüğünü bile kullanırız.

Peki, bugünkü var ve kontrol edilebilir koşulların çok uzağında, gerçekleşmesi neredeyse olanaksızmış gibi görünen hayallerin kurulması kişiyi hayalperest mi yapar yoksa o hayale ulaşmak üzere kişinin kendini, becerilerini, düşüncelerini buna uygun şekillendirmesini, kararlar almasını, seçimler yapmasını ve eylemde bulunmasını mı sağlar? Yani, kişinin, erişilmesi bugün için zor, başkalarının mümkün görmediği hayaller kurması, bir açıdan da bu hayalleri kişiyi onlara ulaşması yönde güdüleyen bir etmene mi dönüştürür?

İnsanın herhangi bir konuda hayal kurması demek, “gelecekte o konuda kendine güvenmesi ve kendisi dışındaki diğer tüm etmenlerin de kendi lehine olacağına dair inancını temsil etmektedir” diyebiliriz. Birey, kurduğu hayalle hem gelecekteki kendisine hem de gelecekteki şartlara olan güvenini göstermektedir. Öte yandan da bireyin kurulan hayalde kendine biçtiği görev bugün olduğu kişinin başarabileceğinden daha fazla yetenek gerektiriyor ise kişi, o noktaya ulaşmak için daha fazla emek ve çaba gösterme eğiliminde olacaktır. Bu aynı zamanda, kişinin gelecekte kendisinin daha iyi bir haline ulaşabileceğine ilişkin inancını da göstermektedir. Yani, hayalinin gerçekleşmesinde payı olacak olan dış etmenler dışında, kişinin; aynı gelecekteki kendine düşen payı kabul etmesini, sorumluluğu üstlenmesini sağlamakla beraber aynı zamanda bir özgüven belirtisi de taşımaktadır.

Her birimizi bu yaşamda hayal kurmaya iten veya buna cesaretli kılan şeylerden bir diğeri de kendimiz dışındaki etmenlerin de zaman içerisinde bizim beklentimizle uyumlu olarak şekilleneceğine dair güvenimizdir. Ancak, bu güven büyük oranda da inancımızdan kaynaklanmaktadır. Güvenden ziyade inançtan kaynaklanmasının sebebi ise; kendimiz dışındaki etmenlerin kontrol edilebilir olmaması, yani bazı etmenlerin zaman zaman tahmin edilemez, yani öngörülemez oluşudur. Çünkü, bu yaşamda herkesin kontrol edebildikleri kendi elinde olanlarla sınırlıdır. İnsanın, kendi yaşamında gerçekleşmesini arzu ettiği pek çok şeydeki kendine düşen pay bile, kimi zaman %99 iken kimi zaman da %1’dir. Hiç kimsenin kendi yaşamında herhangi bir şeyi kontrol etme oranı %100 olamaz. Çünkü, insan tamamen tek başına olduğu ve her şeyi tek başına etkileyebildiği bir yaşam yaşayamaz. Başka insanların veya canlıların etkisinin olmadığı bir yaşam mümkün olsa bile bu kez de doğanın bizim; istek, talep, arzu ve eylemlerimizdeki olası etkileri devreye girer ki bu da yine milyonda bir bile olsa, bizim kontrolümüz dışındaki etmenlerin etkisinin varlığını ispat etmiş olur.

Bu yaşamda, yarına veya daha uzak gelecekteki bir zamana yönelik hayal kurmak, insanlığın vazgeçemeyeceği olgulardan ya da insana ait özelliklerden biridir. Ertesi gün bir babun avlamak ya da ileride çok iyi bir; aile, eş, iş vb. herhangi bir şeye sahip olmak bile olsa, hiçbir insan kendi koşulları ile uyumlu hayaller kurmaktan kendini alamaz. Zira, hayal kurmak bir tür istenç dışı bir eylemdir. Yani insan, iradesinden bağımsız olarak kendini bir anda herhangi bir konuda hayal kurarken bulabilir. Ancak, bir insanın hayallerini daha uzak bir geleceğin konusu yapan ya da zaman zaman kendisine hayalperest denilebilecek kadar az olasılıklı hayalleri kurmaya itecek olan ise, insanın hem içinde bulunduğu koşullara hem de kendisine dair umutlarının varlığı ile ilişkilidir. Çünkü, hayaller kötü değildir. Hayaller, gelecek zamanda gerçekleşmesi umulan ve ancak iyi ile nitelendirilebilecek olan olgulardır. Gelecekte iyi olması beklenen bir şey, içerisinde ancak ve ancak umut barındırabilir. Aksi mümkün bile değildir.

Herkes, bilinçli veya bilinç dışı olsun, zaman zaman hayatındaki ve gündemindeki belirli konularla ilgili muhakkak ki en az bir kere hayal kurar. Aynı zamanda da bu hayaller hem nitelik hem de niceliksel anlamda, kişinin içinde bulunduğu dar ve geniş anlamdaki toplum ile de paralellikler gösterir. Dolayısıyla, insanın hayalleri, zaman zaman kendinden daha az izler bile barındırabilir. Bu da insanın, kendisine ait değil de daha çok kendisine dayatılmış ya da normalleştirilmiş hayallerin peşinden koşmasına, zamanını ve emeğini boşa harcamasına sebep olabilir. Elbette ki bunun farkına varmak da insan için bazen zor olabilir. İnsan, hayallerinin ne kadarının kendisine ne kadarının toplumun beklentilerine ait olduğunu bilemeyebilir. Bunu bilmenin yolu da yine pek çok şeyde olduğu gibi insanın kendisini bilmesi ile mümkündür. Ne demektir insanın kendisini bilmesi: Ne tür özelliklere sahip olduğunu, neler yapabildiğini, nelere yatkın olduğunu, nelerle mutlu olduğunu, neler istediğini bilmesidir.

Bilmenin de ötesinde, kişinin kendisini tanımasıdır. Çünkü, kendisini tanımayan birinin, ulaştığında kendisini mutlu edecek hayaller kurması mümkün bile değildir.