Gün geçmiyor ki ülkede terörist listesine güncelleme gelmesin. Bugün makul vatandaş olan her birimiz yarın herhangi bir hak mücadelesi için hafif bir çatlak ses çıkarırsa ve çıkardığı ses toplumda karşılık bulur ve tahmin edilmediği kadar duyulursa en kullanışlı etiketi yapıştırıveriyorlar hemen.
Ülkenin en hassas sinir ucu neresiyse, oradan vuruyorlar tellere. Siyaset nereye evrilirse evrilsin son kullanma tarihi bir türlü bitmeyen, yakamızdan bir türlü düşmeyen ya mağduriyetlerimiz ya da kabul görmeyen farklılıklarımız var bizim.
Önceleri 'terörist' ya da ‘vatan haini’ kelimelerinin bir karşılığı vardı. Şimdilerde söylenen cümlenin sığacağı kılıf arıyoruz adeta. Sabah çayını çorbasını içtiğimiz kişiyi akşam saatlerinde siyasi fikri yüzünden vatan haini, ülkeyi satan, ya da bildiğimiz hani klasik terörist kategorisine sokabiliyoruz anında. Hani hiçbir şey yapamasak çeviriyoruz takvim yapraklarını bilmem kaç yılına ve kırmızı çarpı işaretini yapıştırıyoruz. Ne elimiz titriyor yaparken ne vicdanımız sızlıyor bir gram.
Eski dönemlerde daha kolaydı bu işler belki de. Terör dediğin şeyin başı ve kıçı belliydi en azından. Şimdilerde terör kelimesi bile dijitalleşti çağa ayak uydurdu adeta. Bilmem kaç yıllık dostumuzun fikri farklı diye hali hazırda bulunan etiketin adını değiştirip yapıştırıyoruz hemen. Etiketi okutunca ‘vatan haini’ yazmasa da biliyoruz cümlenin ne anlama geldiğini.
Bir de her mahallenin hırsızı, her mahallenin vatan haini belli kendilerince. Herkes kendi fikrinin mutlak doğru olduğuna o kadar ikna ki hiç şans vermiyor diğer mahallenin kendisi gibi kaşık bulamadığı için çorbaya ekmek banan fakirdaşına.
“Eyvah fukaranın beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldık
Eyiler alemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldık”
Bizler hani iki yakası bir araya gelmeyenler, ayın başı ile sonunu hep mutsuz sonla bitirenler. Hani bizler, okul masrafı, kira gideri, kredi faizi, kredinin faizinin faizi derken gıdadan kesip hani aman don giymesem ne olacak içimi gören mi var sanki deyip bir tarafı açıkta gezen ama göstermemek için üstüne kıyafet giyenler. Bizler, aybaşında aldığı maaş aldığı gün bitenler. Borcun birini yazsa diğerinin boynu bükük kalacağı, aldığı nefes hariç her şeye vergisini ödeyip hala vatan haini olma yolunda sırasını bekleyenler. Hiç kimsenin koltuğunu, hiç kimsenin çaldığı parayı aldığı ya da verdiği rüşveti savunmak zorunda değilken yine onların düştüğü üzümlerin sarhoşluğuna kapıldık.
Aynı fikirde olmadığımız, hatta asla yan yana gelemeyeceğimiz insanlarla bir umuttur belki deyip devrim marşlarını söyledik sokaklarda. Buradan bir kıvılcım çıkar mı umudu ile sarıldık son süreçte gündüz yapılan ışık kapatma eylemine dahi. Bizler hani aç karnını doyurmak için bile birbirine destek olanlar olarak birbirimize düştük kurtarıcı arıyoruz!
Rüşvet ile yarar hakim hücceti
Hüccet ile alır kadı rüşveti
Halk bilmiyor dini şer'i sünneti
Bozuldu sikkenin tuncuna kaldık
Siyasetin iki yüzlüğünün sana banası yok. En büyüğünden en küçüğüne kadar hepsi kasaya giren parayı nasıl paylaştırsa, kimlere bölse, aman da kimleri kırmasa, hangi yakınların gönlünü alsa diye kaç takla atıyor bilinmez. Bunlar masum kısmı elbette. Masum olmayan tüm girdi çıktı, girdi de aman da çıkamadı kısmı için en iyi bildikleri yerden yürüyorlar yine. Hepimizin en zayıf yeri neresiyse oradan giriyorlar.
Ben de benim zayıf noktama düştüm…
Son süreçte yaşanan siyasi gelişmelerden kaynaklı yapılan bir eylemden çekilen fotoğrafa denk geldim. Bir afişte ‘biz yakarsak söndürmezler’ yazıyordu. Toplumsal hafızamızın canı gül bahçelerine… Hani insan gerçekten kuracak cümle bulamıyor. İması yapılan yangında otuz üç canımızı yitirdik biz. Biz sadece otuz üç can değil, onların aileleri, onların arkadaşları, onları seven ya da sevmeyenleri dahil biz o gün insanlığımızın büyük bir kısmını kaybettik. İnsanların diri diri yakıldığı bu iğrenç günü ima eden afişi taşıyan, yazan, gören, orada bulunmasına müsaade eden herkes adına bin defa utandım.
Başım belaya girmeden, terörist ya da fetöcü olmadan Seyrani’nin yazdığı taşlama ile bitireyim. Haftaya belli mi olur belki de ‘saraya yürüyoruz’ diyen koltuk ve para derdi olmayan bir siyasetçi çıkar ve hepimiz aynı meydanda yine buluşuruz.
Sene bin iki yüz altmış beş tamam
Okunur ezanlar boş bekler imam
Seyrani bu nutkun sonu vesselam
İnanın dünyanın ucuna kaldık