Filler tepișir, çimenler ezilir. Türk futbolunun en büyük kalabalığı tribünlerde değil, amatör sahalarda.

Türkiye'de futbolu konuşurken gözümüz çoğu zaman Süper Lig'e, milyon euroluk transferlere, yıldız futbolculara ve büyük kulüplere çevriliyor.

Oysa Türk futbolunun gerçek fabrikası başka yerde çalışıyor.

Mahalle sahalarında…

İlçe statlarında…

Hafta sonu yağmurun altında çocuklarını bekleyen anne-babaların yanında…

Ve çoğu zaman kendi cebinden kulübünü ayakta tutmaya çalışan amatör yöneticilerin omuzlarında.

Amatör futbolun içinde.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun açıkladığı verilere göre bu yapı yaklaşık 6.700 amatör kulüp ve 438 bin lisanslı amatör futbolcudan oluşuyor.

Bu, Türk futbolunun tabanı.

Peki bu tabanın taşıdığı yük ne kadar?

Ve daha önemlisi:

Bu yükün en ağırını kim taşıyor?

---

PARA NEREDEN GELİYOR, NEREYE GİDİYOR?

TFF'nin 2025 Faaliyet Raporu'nda 2025-2026 sezonu için Amatör Futbol Gelirleri 254 milyon 596 bin 906 TL olarak bütçelenmiş.

Aynı raporda amatör futbol giderleri ise yaklaşık 559,8 milyon TL olarak öngörülüyor.

Bu rakamların içinde yerel amatör ligler, BAL ve diğer bölgesel ligler, hakem ve gözlemci giderleri, disiplin kurulları, hakem malzemeleri ve Türkiye Şampiyonası kulüplerine yapılan katkılar gibi birçok kalem bulunuyor.

Dolayısıyla burada haksızlık etmeyelim.

254,6 milyon TL'nin tamamı lisans ve vize parası değildir.

Aynı şekilde 559,8 milyon TL'lik giderin tamamının amatör kulüplerden alınan ücretlerle karşılandığını söylemek de doğru değildir.

Fakat tam da bu nedenle sorumuz daha önemli hale geliyor:

«Amatör futboldan ne kadar gelir elde ediliyor ve bu kaynak Türk futbolunun tabanına hangi ölçüde geri dönüyor?»

Bizim istediğimiz kavga değil.

Şeffaflık.

Toplanan para…

Harcanan para…

Kulüplere dönen para…

Altyapıya ayrılan kaynak…

Hepsi açıkça görülebilmeli.

Çünkü rakamlar şeffaf olduğunda tartışma da azalır.

---

6.700 KULÜP, 438 BİN FUTBOLCU…

Bir rakamın büyüklüğünü anlamanın en iyi yolu onu insana çevirmektir.

6.700 kulüp.

438 binden fazla amatör futbolcu.

8.555 lisanslı antrenör.

12.944 amatör yönetici.

Ve yüz binlerce anne-baba…

Bu ailelerin önemli bir bölümü zaten hayatın ağır ekonomik koşulları altında çocuklarının geleceğini kurmaya çalışıyor.

Ev…

Kira…

Fatura…

Eğitim…

Ulaşım…

Mutfak…

Ve bütün bunların üzerine çocuklarının spordan geri kalmaması için yaptıkları harcamalar.

Forma…

Krampon…

Lisans…

Deplasman…

Kamp…

Turnuva…

Ulaşım…

Bazen de doğrudan kulüp giderlerine yapılan katkılar.

İşte burada çok önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.

Amatör kulüp başkanları da zor durumda.

Bunu biliyoruz.

Birçoğu sponsor arıyor, kendi cebinden para koyuyor, borçlanıyor ve kulübünü ayakta tutabilmek için büyük fedakârlıklar yapıyor.

Biz başkanları suçlamıyoruz.

Ama başkan ile sporcu ailesinin ekonomik gücü arasında çok önemli bir fark var.

Kulüp başkanı kaynak yaratmaya çalışabilir.

Sponsor bulabilir.

Destek isteyebilir.

Bir organizasyon yapabilir.

Ailenin ise çoğu zaman tek bir seçeneği vardır:

Çocuğunun eksik kalmaması için ödemek.

İşte bu nedenle amatör futbolun görünmeyen mağduru çoğu zaman kulüp başkanı değil, sporcu ailesidir.

---

BUNU SAHADA YAŞAMIŞ BİR ANTRENÖR OLARAK SÖYLÜYORUM

Ben de bir dönem 3. Lig seviyesinde bir takımın altyapı sorumluluğunu yaptım.

Gelişim Ligi deplasmanlarında yaşadığımız ekonomik sıkıntıları çok iyi hatırlıyorum.

Bir noktada aileleri topladık.

Deplasman organizasyonunu birlikte yapmaya çalıştık.

Kumanya…

Servis…

Şoför…

Ulaşım…

Maliyetleri aileler arasında paylaştırmak zorunda kaldık.

Dışarıdan bakıldığında bu yöntem sevimsiz görünebilir.

Ama gerçek çok daha basitti:

Başka çaremiz yoktu.

Çocukların gelişim liginde oynayabilmesi için aileleri organize etmek zorundaydık.

Fakat bu kez başka bir problem ortaya çıktı.

Masraflar aileler arasında eşit paylaşılıyordu.

Ama sahada herkes eşit süre almıyordu.

İlk 11'de oynayan vardı.

Sonradan oyuna giren vardı.

Bütün maç boyunca kenarda kalan vardı.

Ve doğal olarak bazı aileler haklı olarak soruyordu:

«“Çocuğum hiç oynamadı, neden aynı parayı ödüyorum?”»

İşte tam burada antrenörün sorumluluğu başlıyordu.

Çünkü mesele yalnızca para toplamak değildi.

Mesele, aileler arasındaki adalet duygusunu korumaktı.

Sorumlu antrenör sadece antrenman yaptıran kişi değildir.

Ailelerin ekonomik hassasiyetini bilmek zorundadır.

Toplanan para nereye gidiyor?

Neden toplanıyor?

Hangi gider gerçekten zorunlu?

Neden kulüp karşılayamıyor?

Ailelerden neden isteniyor?

Bütün bunlar açıkça anlatılmalıdır.

Şeffaflık ve samimiyet olmadan amatör futbol ailesini bir arada tutmak mümkün değildir.

---

AMA ASIL SORUMLULUK ANTRENÖRÜN DEĞİL, SİSTEMİ KURAN TFF'NİN

Antrenör ne kadar iyi niyetli olursa olsun…

Kulüp başkanı ne kadar fedakârlık yaparsa yapsın…

Aile ne kadar destek olmaya çalışırsa çalışsın…

Sistem böyle devam edemez.

Çünkü TFF'nin görevi yalnızca lisans çıkarmak, ücret belirlemek ve müsabaka düzenlemek değildir.

TFF, Türk futbolunun bütün paydaşlarının sağlıklı biçimde çalışabileceği sistemi kurmak zorundadır.

Kulüp başkanı…

Yönetici…

Antrenör…

Sporcu…

Aile…

Bunların hiçbiri birbirinin karşısında olmamalıdır.

Aynı takımın parçalarıdır.

TFF'nin görevi de onları birbirine karşı ekonomik baskı içerisinde bırakmak değil, aynı hedef etrafında buluşturmaktır.

Bu yüzden TFF'ye açıkça söylüyoruz:

«Kulüpleri, başkanları, antrenörleri ve sporcu ailelerini bu ekonomik yükün altında birbirleriyle karşı karşıya bırakmayın.»

Çünkü para bulunamadığında faturanın son adresi çoğu zaman ailedir.

Ve o faturanın karşısında bir çocuk vardır.

---

AKADEMİ LİGLERİ: ÇOCUKLARA YATIRIM YAPMANIN BEDELİ NEDEN BU KADAR AĞIR?

Bir başka tartışmalı konu Gelişim Ligleri.

Akademisi bulunmayan veya ekonomik gücü sınırlı olan bir amatör kulüp, çocuklarına daha iyi eğitim ve daha nitelikli müsabaka ortamı sağlamak istediğinde ciddi mali yüklerle karşılaşıyor.

Burada TFF'ye düşmanlık ederek değil, samimi bir soru sorarak yaklaşmak gerekiyor:

Bu ücretlerin karşılığında kulübe ve sporcuya hangi hizmetler sunuluyor?

Denetim…

Hakem…

Organizasyon…

Sağlık…

Tesis…

Ulaşım…

Bunların maliyetleri elbette var.

Ama ekonomik olarak zayıf kulüpler için daha güçlü destek modelleri neden geliştirilmesin?

Çünkü:

«Yetenek ekonomik sınıfa göre doğmuyor.»

Türkiye'nin en iyi futbolcusu belki de bugün bir ilçenin küçük bir sahasında oynuyor.

Ailesinin ekonomik durumu onun kaderi olmamalı.

---

KÜTAHYA'DAN GELEN SESİ DUYMAK GEREKİYOR

Kütahya ASKF'nin 2026-2027 sezonu öncesindeki tepkisi bu nedenle önemlidir.

Amatör futbolun ekonomik yükünün sürdürülemez hale geldiğini belirten Kütahya'daki yöneticiler, liglere katılmama noktasına kadar gelen bir tepki ortaya koydular.

Tekirdağ ASKF de yeni düzenlemelerin amatör futbolun geleceği açısından ciddi endişeler yarattığını açıkladı.

Farklı illerden gelen bu sesleri yalnızca “kulüpler ücret ödemek istemiyor” şeklinde okumak büyük haksızlık olur.

Çünkü mesele artık:

“Bir kulüp ne kadar para ödeyecek?”

sorusundan daha büyük.

Mesele:

“Çocuklarımızın futbol oynayabilmesi için aileler daha ne kadar yük taşıyacak?”

sorusudur.

---

PEKİ TFF'NİN HİÇ Mİ DOĞRU YAPTIĞI YOK?

Var.

Hem de önemli bir konuda.

Eleştirmek kolay.

Doğru yapılanı teslim etmek ise adaletin gereğidir.

TFF'nin 2026 yılında yaptığı düzenlemelerden biri, özellikle küçük yaş grubu futbolcular açısından dikkat çekici.

16 yaşından küçük futbolcuların kulüp değişikliklerinde ailelerin karşısına çıkarılan keyfî ve ölçüsüz ekonomik taleplerin önüne geçilmesini hedefleyen yeni düzenleme, çocuk futbolcunun korunması açısından önemli bir adım.

Burada çok hassas bir denge var.

Kulüp elbette çocuğa yatırım yapmıştır.

Antrenör çalıştırmıştır.

Tesis sağlamıştır.

Emek vermiştir.

Yetiştirici kulübün hakkının korunması da doğrudur.

Ama çocuk futbolcu bir kulübün malı değildir.

Çocuğun geleceği, ölçüsüz ekonomik taleplerle rehin alınmamalıdır.

TFF'nin yeni düzenlemesinin bu konuda attığı adımı değerli buluyoruz.

Bu nedenle TFF'yi açıkça kutluyoruz.

İşte biz TFF'den tam olarak bunu bekliyoruz.

Çocuğu koruyan…

Kulübün emeğini gözeten…

Ama hiçbir tarafı ezmeyen…

Adil düzenlemeler.

---

TFF'YE ÇAĞRIMIZ

Biz TFF'ye karşı değiliz.

Tam tersine.

Güçlü bir TFF istiyoruz.

Ama güçlü TFF'nin, güçlü amatör futbol anlamına geldiğine inanıyoruz.

Bu nedenle TFF'nin önünde önemli bir fırsat var.

Her sezon amatör futbolun mali yapısını daha şeffaf hale getirmek…

Kulüplerden alınan ücretleri makul seviyelerde tutmak…

Ekonomik olarak zayıf kulüplere destek vermek…

Altyapıya yatırım yapan kulüpleri ödüllendirmek…

Ve en önemlisi sporcu ailelerini sistemin görünmeyen finansörü olmaktan çıkarmak.

Belki de her sezon bir:

“Amatör Futbol Mali Şeffaflık Raporu”

yayınlanmalı.

Toplanan para…

Harcanan para…

Kulüplere verilen destek…

Hakem giderleri…

Tesis giderleri…

Altyapı yatırımları…

Hepsi açıkça görülmeli.

O zaman kimse kimseyi suçlamak zorunda kalmaz.

Rakamlar konuşur.

---

SON SÖZ

“Filler tepişir, çimenler ezilir” derler.

Biz bu kez çimenlerin sesini duymak istiyoruz.

Çünkü o çimenlerin üzerinde 7 yaşındaki çocuk ilk golünü atıyor.

14 yaşındaki çocuk futbolcu olma hayali kuruyor.

16 yaşındaki genç profesyonel olmayı düşünüyor.

Bir anne tribünde çocuğunu bekliyor.

Bir baba deplasman parasını hesaplıyor.

Bir antrenör yağmurun altında çocukları çalıştırıyor.

Bir kulüp başkanı gecenin bir yarısı sponsor arıyor.

Ve bütün bu insanlar aynı şey için mücadele ediyor:

Çocukların futbol oynayabilmesi için.

O yüzden mesele başkanla aileyi karşı karşıya getirmek değil.

Mesele antrenörü aileyle karşı karşıya getirmek hiç değil.

Mesele sistemi doğru kurmak.

TFF burada problemin sebebi değil,

çözümün en güçlü anahtarı olmalıdır.

Amatör kulüpler desteklenmeli.

Başkanlar yalnız bırakılmamalı.

Antrenörler güçlendirilmeli.

Aileler korunmalı.

Ve çocukların futbol oynama hakkı ailelerinin ekonomik gücüne bağlı olmamalı.

Çünkü:

«Türk futbolunun geleceği transfer tahtalarında değil, amatör sahalarda yetişiyor.»

İşte bu yüzden soruyoruz:

KİMİN İÇİN VARSIN TFF?

Kulüpler için mi?

Başkanlar için mi?

Antrenörler için mi?

Aileler için mi?

Çocuklar için mi?

Bizim cevabımız belli:

Hepsi için.

Ama bunun sadece yönetmeliklerde değil,

sahada, tribünde ve ailelerin hayatında da hissedilmesini istiyoruz.

Çünkü Türk futbolunun geleceğini korumak, önce o geleceği yetiştirenleri korumaktan geçer.