Dünya futbolunda başarısızlığın bedeli hesap vermektir. Türkiye'de ise başarısızlık çoğu zaman koltuğu sarsmıyor. Asıl tartışılması gereken de budur. Bu yazı, Vincenzo Montella'nın yabancı olması nedeniyle yazılmadı. Bu yazı, Türk futbolunun yıllardır kendisine sormaktan kaçındığı bir soruyu yeniden gündeme getirmek için kaleme alındı.

Türk futbolu kendi evlatlarına ne zaman güvenecek?

2026 Dünya Kupası'nın ardından dünya futbolunda dikkat çekici bir tablo oluştu. Almanya'nın teknik direktörü Julian Nagelsmann yaklaşık 7 milyon avro, Hollanda'nın teknik direktörü Ronald Koeman yaklaşık 3 milyon avro, Uruguay'ın teknik direktörü Marcelo Bielsa yaklaşık 3 milyon avro, Ekvador ve Güney Kore'nin teknik direktörleri ise yaklaşık 1–1,5 milyon avro yıllık ücret almalarına rağmen başarısızlığın ardından görevlerinden ayrıldılar.

Çünkü dünya futbolunda maaşın büyüklüğü değil, sorumluluğun ağırlığı konuşulur.

Türkiye'de ise A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella'nın yıllık yaklaşık 2,2 milyon avro kazandığı biliniyor. Elbette kimsenin emeğinin karşılığı tartışılmaz. Ancak alınan sonuçlar, ortaya konan futbol ve teknik adamın performansı elbette eleştirilir.

Montella'nın eleştirildiği nokta aldığı ücret değildir.

Eleştirilen; duran toplarda neredeyse hiç üretilemeyen organizasyonlar, maçların büyük bölümünde ne oynadığı anlaşılamayan bir takım görüntüsü, rakibe göre sürekli kimlik değiştiren oyun anlayışı ve özellikle baskının arttığı anlarda stresi yönetemeyen bir teknik liderliktir.

Milli takım, kritik anlarda özgüvenini kaybeden, oyundan kopan ve reaksiyon vermekte zorlanan bir görüntü sergilemiştir. Bunun yanında oyuncularla kurulan iletişim de tartışılmış, teknik direktörün mesajlarını çoğu zaman tercüman aracılığıyla aktarması kamuoyunda liderlik ve iletişim açısından soru işaretleri oluşturmuştur.

Oysa Dünya Kupası'nda elenen birçok ülkenin teknik direktörü, çok daha yüksek maaşlar almasına rağmen sorumluluğu üstlenerek görevinden ayrıldı. Çünkü gelişmiş futbol kültürlerinde hesap vermek zayıflık değil, liderliğin gereğidir.

Peki çözüm nedir?

Çözüm yalnızca teknik direktör değiştirmek değildir. Çözüm, Türk futbolunun kendi birikimine güvenmesidir.

2002 Dünya Kupası'nda tarih yazan neslin içinden çıkan, dünya futbolunu yakından tanıyan ve teknik adamlık yolunda ilerleyen isimler Türk futbolunun en önemli değerleridir. Bülent Korkmaz, Ümit Davala, İlhan Mansız, Arda Turan, Tuncay Şanlı, Nuri Şahin gibi isimler; yalnızca teknik direktör adayı olarak değil, milli takımın futbol aklını oluşturacak yapılanmanın içinde mutlaka değerlendirilmelidir. Yurt dışında yetişmiş ve Avrupa futbol kültürünü taşıyan futbol insanlarımızın bilgi ve tecrübeleri de bu yapıya kazandırılmalıdır.

Çünkü güçlü milli takımlar yalnızca iyi teknik direktörlerle değil, güçlü futbol kültürüyle inşa edilir.

Bugün artık sormamız gereken soru şudur:

Yabancı bir teknik adamın arkasında ısrar etmek mi, yoksa kendi futbol kültürümüze ve kendi insanımıza güvenerek yeni bir milli futbol aklı oluşturmak mı?

Türk futbolunun ihtiyacı yalnızca yeni bir teknik direktör değildir.

Türk futbolunun ihtiyacı; liyakati esas alan, hesap verebilen, sorumluluktan kaçmayan ve kendi değerlerine güvenen yeni bir futbol anlayışıdır.

Çünkü milyon avroluk sözleşmeler unutulur…

Ama sorumluluk alan insanlar, futbol tarihine kalır.