Nihilist penguenin videolarıyla yeterince orgazm olduysak, geliyorum. Köşe yazımdan boğulanlar ben yıllık izne ayrılınca bi rahatlayıp yeterince dinlendiyseler başlayabiliriz.
Uzun zamandır görmediğim halam, kuzenler, benim görmediğim günden sonra doğan ve büyüyen yeğenler derken hayatın ne kadar hızlı aktığını bir kez daha fark ettim. Hayatın hızlı aktığını fark etmek bir tarafa ülke gündeminin hızına yetişmenin mümkünatı yok gibi görünüyor.
Yaşanan her bir trajediyi romantize etmeyi ya da normalleştirmeyi normalleştirdik. Ölüm haberleri üzerine müzik ekleyerek servis etmekle başlayan saçma sapan akım, sınır tanımaz halde sisteme hizmet etmeye devam ediyor. 2007 yılında çekilen bir belgeselde koloniden ayrılan ve tek başına farklı yöne giden penguen iki haftadır tüm sosyal mecralarda karşımıza çıkar hale geldi. İlk başlarda herkesin kendinden alıntılar yaparak, yalnızlığa övgüler yağdırdığı ya da ne kadar yalnızlaştığını anlatan videolar ünlü markaların dikkatinden kaçmadı.
Bir anda gündem olup her alanda karşımıza çıkınca büyük markalar affeder mi etmez elbet. Kapitalist sistem, devlet büyüğümüz Devlet Bahçeli'nin ‘ölünüzü dirinizi, her gün birinizi, bir gün hepinizi müstahak olduğunuz sonuçlarla yüzleştireceğiz’ cümlesini referans alıp hepimizi gerçekliğimizle yüzleştirme yolunda sağlam adımlar atmış gibi görünüyor.
Her markanın pengueni kullanış biçimini ayrı ayrı konuşabiliriz elbette ama bir marka var ki. Çektiği ve çekinmeden yayınladığı video ile birinciliği kimseye kaptırmadı. Kötü hava koşullarında dahi çalıştıkları için ölümlü kazalarda da birinciliği elden bırakmayan moto kuryelik, ölmüş bir penguenden esinlenilerek çekilen video ile romantize edilmiş ve, ‘bazen herkesin yolundan değil, kendi yolundan gidersin. Çünkü ulaştıracağımız sıcak bir yemek vardır’ cümlesiyle sosyal medyalarından servis edilmiş. Yazma ve düşünmenin en azılı suç sayıldığı ülkede marka ismi vermem delice olacağı için sadece bankalar gibi ben isimlerinin ilk iki harfini yazayım boşlukları zahmet edip siz doldurun efenim. Maksat sadece Tr…. İsimli markayı eleştirmek değil elbette. Aldığımız soluğu bile bir şekilde kendisi için gelire çeviren sistem verdiğimiz soluğumuzdan da nemalanmaya devam ediyor.
SAĞIM SOLUM SOBE
Eski dönemlerde belirli bir siyasi görüşün yaptığı kuralsızlık, yolsuzluk, liyakatsizlik ya da eleştirilebilecek ne kadara berbat şey varsa tüm hepsi artık parti seçmiyor. Bir taraf dini değerleri sıkıca tutmuş bırakmıyor, diğer taraf milli değerlere sarılmış tüm gücüyle; bir diğeri kurucu lider, laiklik, özgürlük kelimelerinin üzerinden ya yol alıyor ya yol açıyor. Hangisine baksak bal tutanın parmağından bal damlıyor. Kendi görüşüne yürekten bağlı olan, oy veren ve sadece oy veren tüm biz, hepimiz siyasi partilerin yarattıkları çamurun içinde kar topu oynayıp yan sokakta bizimle aynı soğan ekmeğe muhtaç olan bir diğer bizi, attığımız çamurla boğma derdine düştük kalkamıyoruz. Ne çamur bizim ne de dünya.
GÜNCELLEME
Ben en son, "barış geldi aman da yanlış insan barış kurdelesini kesti, biz mücadele ettik başkası kaymağı parmaklıyor, madem böyle olacaktı bunca insan niye ölüm acısı çekti" falan diye üç beş bir şey yazmıştım hani, yazdıklarımı unutun efenim. Neticede ‘Dün dündür bugün bugündür.' Aradan öyle kayda değer bir zaman geçmesine gerek kalmadan yine bir terörist güncellemesi gelmiş ülkeye. Barış sloganlarının atıldığı, silahların bırakıldığı gün yazdıklarıma bugün devam edersem her an şafak operasyonu ile muhteşem bir tanışma yaşayabiliriz. Yine kâğıt kalem arasında gidip geliyoruz, aman hangi sokağa dönsek ayakları çamura bulamayız, hangi suya girsek bulanık tarafına denk gelip dibe batmayız diye yana yakıla kelime seçip, süzgeçten geçirip olduğu kadar cümle haline getireceğiz. Bir hafta içinde değişen gündem ve terör güncellemesini ele alırsak suya sabuna dokunmadan şunu söylemeden geçemeyeceğim. Bir saç örgüsü bir dünyayı karıştırır. Hala işit’e İŞ-İT diyebiliyorsak henüz hala umut var demektir ama gelecek yıllar adına endişeliyim.
YARDIMSEVERLİĞE DEVAM EDİYOR
Son birkaç yazımda çok ilgimi çektiği için Sedat Peker’in Türkiye’de yaşayan hatırı sayılır kişiye yardım ettiğine değinmiştim. Çok enteresandır, pandemi döneminde saatleri kurup açıklayacağı ifşa videolarını beklediğimiz Sedat abem kendini yardım konularına verdi. Artık ülkede dönen kirli işler, kadın pazarlama çeteleri, yasaklı madde mevzuları, rüşvet listeleri, hesaplaşma tehditleri falan hiç yaşanmamış gibi unutuldu. Hepsini olmayan raflarımıza kaldık, kameralarımızı açtık ‘abi ne olur beni duy’ diye video çekiyoruz, ne hikmetse çok zaman geçmiyor ve hemen yardım ettiği duyurusu yayınlanıyor. Tefeciye bulaşan genç kızlar, ameliyat parası bulamayan çocuklar, kumar hastalığına kapılan gençler derken liste ve videolar çoğalıp gitti. Sedat Peker özelinde konu ilgimi çekince sanırım algoritma dedikleri şeyden kaynaklı sürekli böyle videolar önüme düşmeye başladı.
Bu yardımları yapan sadece kendisi değilmiş meğer. Farklı isimlerde İş insanlarına yardıma ihtiyacı olan kişiler video çekip ulaşıyor ve İş insanları ihtiyaçları neyse gideriyor.
Evsizleri alıp bakım yapan mı dersin evsizlere ev veren mi? Yok yok tadında tuhaf, trajikomik bir durum. Nüfusunun yarısından fazlasının açlık sınırının altında bir para ile geçim derdine düştüğü ve geçinemediği bir ülkede bir grup insanın tutarının ne olduğunu umursamadan yardım adı altında saçtığı paraları nasıl kazandıklarını insan ister istemez sorguluyor elbet. Şunu bilmekte biraz huzursuz etmiyor desem yalan olur, zenginlerin daha cimri olduğu genellemesine takıldığımdan sanırım bu paralar neyin parası ki böyle kolayca dağıtılıyor diye şeytan ufaktan dürtüyor sol koltuğumun altından.
Dürten şeytanın kafasına vurup ’çok konuşma senden daha şeytanları var, gidersin ‘b.. yoluna’ deyip, uzayan kalemimin ucunu kökünden kırıp rengarenk elbiselerimi giydim. Uykunun en derin olduğu an uyanmaya en yakın olduğun andır. Böyle bir cümle var mı bilmiyorum yoksa da ben uydurdum sayın okuyucu. Umarım derin bir uykudayızdır ve uyanmamıza an kalmıştır. Daha güzel haftalarda, daha umutlu yarınlarda dert değil şiir döktüğümüz zamanlarda, ebemkuşağının renklerinden bahsedeceğimiz günlerde buluşmak üzere.