Türkiye’de halkımızı bölmek için birçok girişimlerde bulunuldu. Din, mezhep, ideoloji, yerleşim grupları, etnik kökenliler, okumuş, okumamış, çiftçi, köylü, işçi, patron arasında bir matriks yaparsak yüzlerce seçenek ortaya çıkar.
Örneğin bir tarikatın başına getirilen birisi daha sonra bir başka tarikatın başına geçirilebiliyor. Birisine bir bakış açısı veriliyor, diğerine bir başka bakış açısı. Ancak hepsinin temelinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” görüşünü yok ederek tarikat şeyhine dolayısı ile onu yetiştiren İngiliz veya Fransız devletine biat ederek köle olmaktır.
Ajan yetiştirmenin en pratik yolu okul açmaktır. Fetöcülerin birçok ülkede “İslam temelli” görünümlü okul açarak o ülkedeki üst düzey siyasetçi ve bürokratların çocuklarını eğitirken CİA ajanlığının altyapısını oluşturmaları açığa çıktı. Birçok ülkede okullar kapatıldı, bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığının bir kısmı da o ülkenin denetimine girdi.
Kanuni Sultan Süleyman Fransa Kralı 2. Françoise ile iyi ilişkiler kurmuştu. 1535’te Fransızlara kapitülasyonlar (imtiyaz) verdi. Bunların arasında okul açmak da vardı. Ancak ilk okul Fransa’dan gelen Cizvitlerce 1583’te Galata'daki Saint Benoît Kilisesi'de açıldı. Zamanla Osmanlı sınırları içinde yüzlerce, binlerce okul açıldı. Nedenini aktarmadan önce Amerikalılara da bir göz atalım.
Amerikalılar Ermeniler için de okul açtı. İlk Ermeni misyoner okulu 1834’te İstanbul’da, Beyoğlu’nda açıldı. 1897 Yılında ise Amerika’nın Türkiye’de 20 bin öğrenciye eğitim veren 337 okul, kontrol ettiği 463 kilise vardı. Buralarda 1317 misyoner, 869 mahalli yardımcı çalışmaktaydı.
Amerikalılar Osmanlı Devleti’ni etkileyebilmek için imparatorluğun her yerinde Ermeni okulları açtılar. Buralara gönderdikleri misyoner, din adamı, ajanlar ile öğrencileri kendi amaçları doğrultusunda “ayrılıkçı” ve ihtilalci olarak yetiştirdiler. Sonuçları Kurtuluş Savaşımız döneminde de ASALA’nın ve PKK’nın kuruluş dönemlerinde kendini gösterdi. İngilizlerin kışkırtıp yönettiği malum olan İskilipli Atıf, Şeyh Said gibi kişiler Fesli Kadir’e kadar uzandı ve hala etki altında kalan kişiler var.
Amerikan Board Misyoner Teşkilatı'nın ve diğer kuruluşların imtiyazları 1923'te kaldırıldı ama Osmanlı Devleti’ni bölmek isteyenlerin 19 Kasım 1918’de kurdukları Kürdistan Teali Cemiyeti (Kürdistan Yükseltme Derneği) ile çabalarını sürdürdüler. Mustafa Kemal Atatürk, bu cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu biliyordu ve bunu açıkça söyledi.
Bugüne gelirsek, bizim medyamız ile yabancı medyalar faklı bilgi aktarıyor. Yandaş medya Suriye’de Ahmed el Şara Suriye’yi üniter bir devlet haline getirdi diyor. Oysa Mazlum Abdi’nin Şara ile imzaladığı anlaşma için ortada bir oyun var demiş ve bunu yazmıştım. Şimdi ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrack Suriye’nin üniter yapısında bir özerk yönetim olduğunu ispat etti. Münih Güvenlik Konferansı’na (13–15 Şubat 2026) Suriye geçici Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin heyetine SDG lideri Mazlum Abdi ile“Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dışişleri Dairesi Eş Başkanı” İlham Ahmed’i de kattı.
Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan muhtemelen bu nedenle iki yıldır katıldığı konferansa bu yıl katılmadı. Bu arada Tom Barrack, Esad Şeybani, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştü ve beşlinin fotoğrafı servis edildi.
Türk halkı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu “ortak metnini” tartışırken Suriye süratle ve fiilen federasyona gitti. “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dışişleri Dairesi eşbaşkanı” ne demek? Bir de DEM’lilerin “Münih’te olanlar Türkiye’de de olmalı” gibisinden konuşurken ne demek istediklerini anlayabiliyor musunuz şimdi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir karış toprağına göz dikenlere karşı çok dikkatli olmalıyız.