Ben bu ülkenin çocuğuyum. Doğduğum gün, sadece bir nüfus kağıdı verilmedi bana… Bir de egemenlik verildi.
Bunu sonradan öğrendim.
Meğer ben dünyaya gözlerimi açtığımda,
Mustafa Kemal Atatürk
çoktan bana bir bayram armağan etmiş.
Düşünsene…
Daha adımı doğru düzgün söyleyemiyorken,
bana “egemenlik senindir” denmiş.
Ben önce anlamadım.
Egemenlik ne demekti ki?
Top oynamak mı?
Düşmeden koşabilmek mi?
Annemin elini bırakmadan yürümek mi?
Sonra büyüdüm…
Öğrendim ki egemenlik;
korkmadan konuşabilmekmiş,
haksızlığa “hayır” diyebilmekmiş,
başını dik tutabilmekmiş.
Ve en önemlisi…
Bu ülkenin sahibi olmakmış.
***
Ama en çok da şuna şaşırdım:
Dünyada birçok çocuk savaşları miras alırken, bana bir bayram bırakılmış.
Bir gün sordum kendime:
“Neden?”
Neden bir lider, bir ülkenin geleceğini çocuklara emanet eder?
Cevabı çok ağırdı aslında…
Çünkü en temiz eller bizimkilerdi.
Çünkü en kirlenmemiş hayaller bizimkilerdi.
Çünkü biz, henüz kimseyi ötekileştirmeyi, öfkeyi, nefreti, kini, kibri öğrenmemiştik.
***
Bugün 23 Nisan.
Ben büyüdüm belki…
Ama içimde hâlâ o çocuk var.
Ve o çocuk hâlâ soruyor:
“Bana verilen bu egemenliği ben gerçekten koruyabiliyor muyum?”
Çünkü bu sadece bir bayram değil.
Bu bir söz.
Bize verilen, ama bizden de korunması istenen bir söz.
Bugün sokaklarda bayrak sallayan her çocuk, aslında şunu fısıldıyor:
“Bu ülke benim.
Ve ben onu seveceğim.
Koruyacağım.
Ve asla vazgeçmeyeceğim.”
Ben bu ülkenin çocuğuyum.
Ve bugün, bana verilen en büyük hediyeyi
yeniden hatırlıyorum:
Özgür olmak…
Ve bu özgürlüğe sahip çıkmak.