21 Mart… Takvim yaprağından çok, içimdeki kapının aralandığı gün.
Bugün, geceyle gündüz birbirine denk düşer.
Ne karanlık galiptir ne aydınlık.
Sanki dünya kısa bir anlığına nefesini tutar.
Bazı başlangıçlar gürültüyle gelmez; usulca, kimse fark etmeden, bir ışık gibi sızar insanın içine.
Bahar dediğimiz şey de aslında doğanın bahanesi.
Asıl uyanan toprak değil; sanki içimdeki yorgun taraf.
Yeniden yeşillenen dallarla birlikte vazgeçtiğimi sandığım umutlar.
***
Nevruz da derler adına… “Yeni gün.”
İnsan bilir ki her yeni gün, eski bir hikâyenin içinden çıkar.
Biraz sabır, biraz da “artık yeter” diyebilme cesareti gerekir.
Hıdrellez gibi ateşin üzerinden atlayanlar var bugün.
Kimisi gelenek der, kimisi eğlence…
Ama en çok, içindeki ağırlığı geride bırakma çabasıdır o sıçrayış.
Çünkü insan bazen yürüyerek değil, ancak sıçrayarak geçer bazı eşikleri.
21 Mart bize şunu fısıldar:
“Denge mümkündür.”
Ne tamamen karanlıkta kalmak zorundasın, ne de sürekli ışıkta.
Bazen ikisinin ortasında durmak gerekir.
***
Her zaman saklanacak gece kadar karanlık yoktur,kaçacak gündüz kadar aydınlık da.
Bugün, içindeki kışa veda et.
Ama öyle büyük cümlelerle değil…
Küçük bir karar, küçük bir adım, küçük bir “ben artık buradayım” deyişiyle.
Çünkü bahar dediğin şey,dışarıda değil…
İnsanın kendine geri dönmeye razı olduğu yerde başlar.
***
Ben, razıyım.