Anksiyete ve depresyon için tek dozda işe yarayan aşı bulunmuş.

Sekiz hafta süren etkisi varmış.
Rüya gibi düşünsene!
Eğer bu gerçekse ilk refleksim şu olurdu herhalde:
“SGK karşılıyor mu?”
Doktorun şöyle dediğini düşün bir de:
“Biraz canınız sıkkın size 8 haftalık neşe yazıyorum. Yemeklerden sonra değil kaygıdan önce alın.”

Eczaneye gidiyorsun:
— “Bir kutu mutluluk alacaktım.”
— “Muadili var daha uygun.”
— “Muadil mutluluk mu olur?”
— “Olur ama yan etkisi: durduk yere eski sevgiliyi arama isteği.”

***

Asıl mesele şu:
Bizim ülkede anksiyete öyle sıradan bir şey ki, insanlar aşıyı yaptırmadan önce bile stres yapar:
“Ya tutmazsa?”
“Ya fazla tutarsa?”
“Ya mutluyken bir şey olursa?”

Hatta eminim bazıları aşıyı yaptırdıktan sonra bile huzursuz olur:
“Bu kadar rahat olmam normal mi? Kesin bir şeyleri kaçırıyorum.”

Sekiz hafta boyunca herkesi mutlu düşün…
Twitter sessiz.
Kimse kimseye laf sokmuyor.
Köşe yazıları: “Bugün de çok iyiyiz.”
Ben mesela yazı yazamıyorum. Dram yok, sitem yok… Okur arıyor:
“Biraz dert yok mu ya? Eskiden daha iyiydin.”

***

En tehlikeli yan etki şu olabilir:
İnsanların gerçek hayatla teması kesilebilir.
Çünkü biz biraz da mutsuzlukla ayakta duruyoruz.
Yani düşün, bazı insanlar sırf “bir şeye sinir olmak” için yaşıyor.

Aşı sonrası sahneler:
— Trafikte biri önüne kırıyor.
Sen: “Canın sağ olsun, hepimiz insanız.”
Arkadan biri bağırıyor:
“Sen iyi misin kardeşim? Daha dün küfrediyordun!”

Bir de bağımlılık kısmı var tabii…
8 hafta dolunca insanlar panik:
“Hocam bir doz daha yazsak? Ben çok alıştım buna…”
Doktor:
“Maalesef, doz arası vermeniz lazım. Biraz hayatın gerçekleriyle temas…”

***

Ama aslında işin gerçek tarafı şu:
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey bir aşı değil…
Biraz daha az düşünmek, biraz daha az kurmak ve belki de bazen her şeyi bu kadar ciddiye almamak.
Kafamızın sesini biraz kısmak.
Her ihtimali felaket senaryosuna çevirmemek.
Ve hayatı çözmek yerine yaşamak.

Ama tabii…
Bunun prospektüsü yok.
Yan etkileri yazmıyor ve en kötüsü, doktor reçete edemiyor.