Epeydir kendi kendime düşünüyorum… Akşam saatleri gelip çattığında, günün yorgunluğunu atmak için ekranın karşısına geçtiğimde neden dijital platformların o uçsuz bucaksız, sonu gelmeyen menülerinde dakikalarca kayboluyorum? Parmağım, uzaktan kumandanın üzerinde kararsızca gezinirken neden sonunda hep aynı durakta, o ezbere bildiğim eski dizilerin üzerinde duruyor?

Milyon dolarlık dev bütçelerle çekilmiş yepyeni yapımlar, her gün algımıza pompalanan taptaze hikayeler dururken, neden yeni bir maceraya yelken açmak yerine sonunu, repliklerini, hatta karakterlerin nefes alışlarını bile ezbere bildiğim hayatlara sığınıyorum?

Bu sadece benim değil, etrafımda gözlemlediğim pek çok insanın da ortak bir refleksi haline gelmiş durumda.

Mesela bir Aşk-ı Memnu gerçeği var hayatımızda. Dizinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen, Bihter Ziyagil'in o ayna karşısındaki çöküşünü veya Firdevs Yöreoğlu'nun o meşhur "Aptallık etme!" tiradını izlemekten neden bıkmıyoruz? Ya da Muhteşem Yüzyıl… Hürrem Sultan'ın haremin loş koridorlarında rakiplerine attığı o mağrur bakışları, entrikaların ortasında hayatta kalma savaşını veya Şehzade Mustafa'nın adım adım ölüme gidişini bilirken bile ekrana kilitlenmemizin sebebi ne?

Bana kalırsa bu dizilerde bugünün ekranlarında bulamadığımız çok temel bir şey var. Günümüz dizilerinin birbirini tekrar eden, içi boşaltılmış, sadece sosyal medyada kısa videolarla etkileşim almak için yazılmış o sığ karakterlerinden çok uzaklar. Eski dizilerdeki karakterlerin bir derinliği, iyisiyle kötüsüyle "insan olma" hali, büyük bir gri alanı vardı. Firdevs Hanım sadece kötü bir kadın değildi; kendi içinde haklı sebepleri olan, sosyolojik olarak çok rahat okunabilecek, hayatta kalma güdüsüyle hareket eden bir figürdü. Hürrem'in hırsı sadece ucuz bir saray entrikası değil, bir varoluş mücadelesiydi. Biz galiba bu derinliği, bu gerçekçiliği özlüyoruz. Karakterlerin karton olmadığı, duyguların gerçekten ekrandan taşıp izleyiciye geçtiği o dönemi arıyoruz.

Tabii bu konuya sadece senaryo kalitesi ve nostaljik bir özlem olarak bakmamak lazım. Geçenlerde okuduğum bazı psikoloji ve davranış bilimi makalelerinde gördüm; meğer araştırmacılar da bizim bu "eskiye dönüş" eğilimimiz üzerine epey kafa yormuşlar. Yapılan psikolojik araştırmalar, insanların aynı filmleri veya dizileri tekrar tekrar tüketmesinin altında can sıkıntısından çok daha karmaşık bir mekanizma yattığını gösteriyor. Davranış bilimciler buna bir çeşit "duygusal düzenleme" veya "psikolojik sığınak" olarak bakıyorlar.

Dışarıdaki hayat fazlasıyla belirsiz. Gündem yorucu, ekonomi dalgalı, yarın ne olacağı meçhul. Zihnimiz zaten sürekli bir hayatta kalma alarmı durumunda. Hal böyleyken beynimiz; akşam olup da kanepeye uzandığımızda yeni bir karakteri tanımak, onun travmalarını çözmek, kimin iyi kimin kötü olduğunu anlamak veya yeni bir olay örgüsünü takip etmek için ekstra bir zihinsel efor sarf etmek istemiyor. Sonunu bildiğimiz bir hikayeyi izlemek, yorgun beynimize şu muazzam mesajı veriyor: "Burada hiçbir sürpriz yok, kontrol sende ve güvendesin."

Ayrıca bu araştırmalarda çok ilgimi çeken bir başka detay ise zihnimiz, sürekli izlediğimiz ve sevdiğimiz bu karakterleri bir süre sonra "eski dostlar" olarak kodlamaya başladığı.

Ya aslında gün içinde harcadığımız enerjimizi, o ekrandaki tanıdık yüzleri görerek yeniliyormuşuz. Yorucu bir günün ardından Avrupa Yakası'ndan Burhan Altıntop'un absürt bir tepkisini görmek, eski mahalledeki sevdiğimiz bir komşuyla karşılaşmak gibi bir aidiyet ve rahatlama hissi yaratıyor içimizde.

Kısacası, dönüp dolaşıp aynı hikayelerin sularında yüzmek basit bir vakit öldürme eylemi değilmiş. Bu, hızla dönen, baş döndüren ve bizi sürekli bir bilinmezliğe iten dünyaya karşı, kendi içimizde yarattığımız korunaklı bir sığınakmış. O sığınağa girip kapıları kapattığımızda, en azından birkaç saatliğine zamanı durdurabildiğimizi hissediyoruz.

Şimdi izninizle, Behlül'ün o meşhur kaçışını ve o yalıdaki bitmek bilmeyen dramı bilmem kaçıncı kez izlemeye gidiyorum. Çünkü bazen en huzurlu yolculuklar, sonunu en iyi bildiğimiz yerlere yapılanlardır.