Geçen gün market rafının önünde bir kadının elindeki ped paketini evirip çevirip sonra yavaşça yerine bırakışının ardından “bunun fiyatı ne” diye sorması üzerine sohbet ettik.

Torununa ped almak isteyen bu kadın fiyatları pahalı buldu. Haklıydı. Daha ucuzunu mahallesindeki bakkaldan aldığını söyledi. Ama bakkaldaki, torununda ‘kaşıntı, kızarıklık’ yapmış. Sohbetin ardından başka marketlerde fiyat araştırmak üzere gitti.

O an anladım ki, yoksulluk artık sadece mutfaktaki tencerenin boş kalması değil; bir kadının en temel hijyen ihtiyacının da "lüks" kategorisine itilmesi.

Biz genellikle büyük ekonomiyi konuşuyoruz ama kimse o sessizce yerine bırakılan paketin içindeki utancı manşetlere taşımıyor.

Bugün bir ailenin sadece karnını doyurması yetmiyor; kira, fatura, ulaşım ve giyim gibi "insanca" yaşamanın alt sınırını topladığımızda karşımıza çıkan rakam 100 bin lirayı çoktan aştı.

Kadınlar ise bu tabloda en zor seçimi yapmak zorunda kalıyor: "Bu ay çocuğun sütünü mü alayım, yoksa kendime ped ve iç çamaşırı mı?"

İşte bu noktada feministlerin yıllardır "regl yoksulluğu" diye bağırdığı şey, sessiz bir ev içi krize dönüşüyor.

Derin Yoksulluk Ağı’nın raporlarını karıştırdığınızda karşınıza çıkan tablo, bu devasa rakamların altında ezilen hayatların özeti gibi. Kadınlar hijyen ürününe ulaşamadığı için eski bez parçalarına, hatta çocuklarının bezinden kopardıkları parçalara mahkûm ediliyor. Bu sadece bir "geçim sıkıntısı" değil, bu açık bir sağlık krizi.

Bir sütyenin, pamuklu bir iç çamaşırının fiyatının ulaştığı nokta ise giyinme hakkının "içten içe" nasıl çürüdüğünü gösteriyor. Dışarıdaki montun fiyatı herkesin dilinde ama kimse içteki çamaşırın eskimesini, hijyenini yitirmesini konuşmuyor.

Enflasyonun en yakıcı etkisi tam da bu "görünmez" kalemlerde hissediliyor. Kadınlar hane bütçesini denkleştirmeye çalışırken genellikle en son sıraya kendi öz bakımlarını koyuyorlar; o meşhur "fedakarlık" miti, aslında kadının kendi bedeninden ve sağlığından vazgeçmesiyle besleniyor. Bir paket pedin üzerine binen vergi yükü, aslında sistemsel bir şiddet.

Sonuçta regl olmak ayıp değil, ayıp olan bu doğal döngünün bir geçim derdine dönüştürülmesi. Eğer bir toplumda kadınlar hijyene ulaşamadığı için eve kapanıyorsa, orada ne adaletten ne de insanca yaşamdan söz edilebilir.

***

Kadınlar elbette bu kullan at, içeriği belirsiz pedlere karşı da çözümler üretiyor. Organik, tekrar kullanılabilir regl ürünleri üretiliyor. Ama erişilebilir ve devasa piyasaların yanında maalesef bunlar market raflarında yerini alamıyor.

Peki, ucuzu yok mu bu işin? Var. Birçok şehirde olduğu gibi İzmir’de de kiloyla bebek bezi gibi ped satılıyor ama bunların paketlenmesinden tutalım da üretim koşullarına kadar birçok sorun var.

Market raflarında bakkallarda en alt sıralarında, markası belirsiz, fiyatı nispeten "uygun" görünen o paketlerden bahsedelim birazda. Ekonomik kriz bizi "ucuz olana" mecbur bırakırken, aslında bedenimizi büyük bir riskin kucağına itiyor. Tıbbi makaleler ve jinekolojik araştırmalar (örneğin Journal of Women's Health gibi kaynaklar) çok net bir uyarıda bulunuyor: Standart dışı, hava almayan ve geri dönüştürülmüş kalitesiz materyallerden üretilen pedler, vajinal florayı darmadağın ediyor.

Ucuz pedlerin içindeki emici tabakalarda kullanılan ağartıcılar ve kalitesiz kimyasallar, doğrudan deriyle temas ettiğinde ciddi alerjik reaksiyonlara, geçmeyen kaşıntılara ve hatta kronikleşen vajinal enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor. Kadınlar bir paket pede daha az ödemeye çalışırken, sonrasında kat kat fazlasını doktor randevularına ve ilaçlara harcamak zorunda kalıyor. Ama asıl mesele para da değil; o sürekli huzursuzluk hali, o geçmeyen yanma hissi kadının yaşam kalitesini sessizce sömürüyor.

Aynı tehlike iç çamaşırı tezgahlarında da pusuda bekliyor. Pamuklu olduğu iddia edilen ama aslında tamamen sentetik naylon karışımı olan ucuz çamaşırlar, cildin nefes almasını engelliyor. Raporlarında sıkça vurgulandığı gibi, nemli kalan bölge mantar enfeksiyonlarının baş düşmanı. Jinekologların ya da “sağlıklı yaşamcıların” "mutlaka %100 pamuklu" uyarısı, bugün artık sınıfsal bir lüks.

Literatürde "hijyen yoksulluğu" ya da “regl yoksulluğu” olarak tanımlanan bu durum, kadınların sadece cebini değil, doğrudan üreme sağlığını ve geleceğini de hedef alıyor.