2002 yazını hatırlayanlar bilir…
Sokakların havası başkaydı gerçekten. Balkonlardan sarkan bayraklar vardı ama öyle sadece rüzgârda dalgalanan değil, umutla dalgalanan bayraklar…

Arabalar korna çalardı, ama rahatsız etmezdi. Hatta tuhaf bir şekilde iyi hissettirirdi.
Ve çocuklar… her yerde çocuklar. İsimlerini yeni öğrendikleri futbolcular gibi saçlarını kestirip sanki o futbolcular mahalleden abileri gibi sahiplenen çocuklar.

Şimdi düşünüyorum da o çocuklar büyüdü.

Ama bir şey eksik.

Hiç Dünya Kupası görmeden büyüyen bir nesil var bu ülkede. Bunu söyleyince bile insanın içine biraz oturuyor, dürüst olmak gerekirse.

Yirmi dört yıl… Az değil. Futbol için neredeyse bir ömür.

Arada çok şey oldu aslında. “Bu sefer olacak” dediğimiz anlar da oldu. Ama hep bir yerde takıldık. Bazen plansızlık, bazen yönetim karmaşası… bazen de açıklaması zor şeyler.

Ama asıl kayıp galiba sahadaki sonuçlar değildi.
Daha çok o ortak hissin yavaş yavaş kaybolmasıydı.

Ay-yıldızlı forma etrafında toplanma hissi.

Şimdi dönüp bakınca insan ister istemez soruyor:
O bayraklar gerçekten nereye gitti?

***

Bugüne gelirsek…

Garip bir şekilde, bu sefer his biraz farklı. Daha az romantik belki ama daha gerçekçi.

“Bizim Çocuklar” dediğimiz kadro, uzun zamandır görmediğimiz kadar dengeli duruyor. Avrupa’da oynayan, tempoya alışmış, fizik olarak hazır oyuncular var. Büyük maçlar da artık onları çok ürkütmüyor gibi.

Eskiden hep aynı cümleyi kurardık:
“Yetenek var ama…”

Şimdi o “ama” sanki yavaş yavaş siliniyor. Tam kayboldu mu? Belki hayır. Ama eskisi kadar büyük değil.

Orta sahada daha bilinçli bir oyun var mesela.
Savunma eskisi kadar dağınık değil.
Hücumda ise sadece bireysel anlara kalmamış gibiyiz.

Ve en önemlisi…
bu takımda bir şey filizleniyor gibi: turnuva takımı olma hali.

Bu önemli. Çünkü Dünya Kupası başka bir şey. Orada sadece iyi oynamak yetmiyor. Biraz direnç, biraz karakter ve biraz da birlikte kalabilmek gerekiyor.

2002’de olan buydu zaten.

Şimdi o hissin küçük küçük geri geldiğini görmek insanı ister istemez heyecanlandırıyor. Ama temkinli bir heyecan bu. Öyle kör bir umut değil.

***

Bir de işin saha dışı kısmı var.

Bu ülke son yıllarda biraz yoruldu.
Herkesin omzunda bir ağırlık var sanki. Ekonomi, gündem, bitmeyen tartışmalar…

Böyle zamanlarda futbol, sadece futbol olmuyor zaten.

Dünya Kupası’na gitmek demek;
aynı anda milyonlarca insanın aynı şeye sevinmesi demek.
Aynı golde ayağa kalkmak.
Aynı anda üzülmek bile bazen iyi gelir.

Eskiden kimse kimseye ne düşündüğünü sormazdı.
Çünkü herkes aynı şeyi hissederdi zaten.

Belki de en çok özlenen şey bu.

O yüzden mesele sadece futbol değil.
Biraz nefes alma meselesi.

Şimdi soru basit aslında:
Bu jenerasyon bunu yapabilir mi?

Kesin bir cevap yok. Zaten futbolun olayı da bu.
Ama uzun zaman sonra ilk kez, bu soruyu sorarken içimde gerçek bir umut var.

Abartılı değil. Ama sahici.

Belki yine bayraklar çıkar ortaya.
Belki o çocuklar artık çocuk olmayanlar bir Dünya Kupası gecesi marşı söylerken boğazlarının düğümlendiğini fark eder.

Ve belki, gerçekten belki…
o cümleyi kurarız:

Hasret bitti.