Yaş aldıkça ve zamana bağlı deneyimler kazandıkça, insanın geçmişte, özellikle de çocukluk çağında çokça önem atfettiği konu ve duygulara bakış açısı ve verdiği değerde de bazı değişiklikler oluyor. O günlerde, o yaşlarda sanki hep öyle kalacakmış gibi düşündüğünüz pek çok duygunuz ve düşünceniz, olay, konu ve durumlara yaklaşımınız, zamana ve yaşanmışlıklara bazen yenilip bir daha dönmemek üzere gözden uzaklaşıp kayboluyor bazen de değişip bambaşka bir şeye eviriliyor.

İnsan zamanla fark ediyor ki belleğinin derinliklerinde sakladığı birçok hatırlanmaya değer anı, aynı zamanda o ana dair bir özlem de barındırıyor. Zira, tam tersi, yani hatırlamak istemediklerini de zihninin en karanlık bölgelerine itip mümkünse geri gelmemesi için elinden geleni de yapıyor insan, bilinç dışı bir eylem olarak. Yaşandığı esnada kendisini; kötü, mutsuz, umutsuz ya da değersiz hissettiren hiçbir şeyi, doğaldır ki hatırlamak istemiyor insan. O anı, o anın parçası olan insanları, ortamı ve konuyu yok saymaya ya da hiç yaşanmamış gibi yapmaya eğilimli olabiliyor. Kendisi veya diğer kişilerin sorumlu olup olmadığına bakmaksızın, henüz noktası konmamış, kapanmamış olanların üzerine yepyeni sayfalar açmayı tercih ediyor yine pek çok insan.

İnsan, yaş aldıkça ve beyin gelişimini destekleyen, hatta zorlayan çeşitli durum ve koşulların yanı sıra aldığı eğitimlerle beraber zaman içerisinde bir bilinç kazanmaya başlar. Yani insan, zamanla hem kendisinin hem de dış dünyanın farkında olmaya başlar. Ancak, maalesef ki kimi insan, zamanla kazanması ve hatta geliştirmesi gereken bilinç yerine, benzer durum ve koşullarda benzer; tepki, eylem ve davranışlarda bulunmayı normalleştiren ve bilinçten ziyade bilinç dışı kaynaklı ve de refleks olarak adlandırılabilecek eylemlerde bulunmayı alışkanlık haline getirir. Bu durum bir tür otomatik pilotta olma halidir.

“İnsan bir makine midir ki otomatik pilotta olsun!” diye düşünülebilir. Ancak, eğer siz karşılaştığınız, benzer; konu, olay, durum ve koşullarda daima aynı veya benzer şekilde tepki veriyor, aynı veya benzer tutum ve davranışlar takınıyor ve eylemlerde bulunuyorsanız bu elbette ki bir tür otomatik pilotta olma halidir. Çünkü, yaşamın doğası gereği her şey değişim halindedir ve dolayısıyla yaşadığımız hiçbir an ve içerisinde karşılaştığımız hiçbir; insan, olay, durum ve koşul bir önceki ile asla aynı olamaz. Çünkü, bir an öncesinin koşulları, yani; insan, insanın bilgi düzeyi, bulunduğu fiziksel konum, biyolojik ve psikolojik durumu ile diğer tüm dış faktörler artık aynı değildir. Ayrıca bu yalnızca mikro değil makro seviye ve düzlemde de tam olarak böyledir. Sonuç olarak, bir an öncesi şu an ile aynı olmadığı gibi bir an sonrası da yine şu an ile aynı olmayacaktır.

İnsanın içinde bulunduğu bu değişim hali, aslına bakılırsa insanın tercihine pek de bağlı değildir, bir tür zorunluluktur. Kimi zaman, başkaları, hatta biz bile kendimizin hiç değişmediğini ya da aynı şeyi biz başkaları için söylesek de birinin veya bir şeyin değişmemiş olması mümkün değildir. Şüphesiz ki hepimiz bu değişmeme halini çoğu zaman fiziki görünüş üzerinden değerlendirip dile getirsek de yaşamın görünenden daha derin ve fazlası olduğunu hatırlamakta da fayda vardır. İnsan biyolojik olarak, yani içten içe, hücre hücre değişime uğradığı gibi, her bir anda deneyimlediği olay ve durumlardan da psikolojik etkiler almaya ve de gelişmeye devam eder. Yaşadığımız her bir an bize -eğer bu becerilerimizi geliştirdiysek-yepyeni şeyler öğrenme fırsatı sunar. “Fırsat sunar!” diyorum çünkü, bir şeyin fırsat olarak adlandırılabilmesi, onun fırsat olarak adlandırıldığı an itibariyle sizin onu değerlendirmeye ne kadar hazır olduğunuzla ilgilidir. Dolayısıyla, siz eğer, size bir şeyler öğretme, değiştirme ve dolayısıyla da geliştirme fırsatı sunan koşullar için yeterince hazır değilseniz, siz kendinizi buna hazırlayana kadar birbirine benzer; olay, durum ve koşullarla karşılaşmaya devam edersiniz. Aynı şu meşhur “Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir.” sözünde olduğu gibi. Çünkü, düşünme becerileri gelişmeyen, nöronları arasında yeni bağlar kurulmayan ya da mevcut bağları gelişmemiş olan bir insanın bir öncekinden niteliksel olarak daha iyi ve farklı; kararlar alması, seçimler yapması ve eylemlerde bulunması pek olası değildir. Olması gereken ise bir öncekinden farklı düşünmek ve eylemde bulunmaktır. Bu ayrıca, insanın öğrendiğinin de kanıtıdır.

İnsanın, elinde tuttuğu, bilinçli (!) olarak içinde var olduğu bu tek yaşamı, kendisine kalan sınırlar içerisindeki en yüksek kontrol, yani bilinç seviyesinde yaşayabilmesinin yolu: Geçmişte saplanmamak ve gelecekte kaybolmamaktır! Yeniden gerçekleşmesi mümkün olmayan geçmişteki bir anın kötü ve olumsuz sonuçlarından doğan korkular ile hayali dışında henüz gerçekleşmemiş gelecekteki bir anın belirsizliğinden doğan endişenin pençesine düşen insan, elindeki bugüne ait kontrolü de kaybeder. Halbuki yaşam; bugündür, şimdidir, şu andır. Şu an dışındaki hiçbir şey gerçek değildir. Gerçek olmayan bir şey üzerinden doğan korku ve hissedilen endişe de yanıltıcıdır. İyi veya kötü de olsa, yanıltıcı bir hayal üzerine kurgulanan bir yaşam da gerçek olamaz. Ancak, buradaki en büyük handikap: Gerçeklik üzerine kurulu olmayan uyumsuz hayaller, insanın zamanla bu uyumsuzlukla uyumlu; kararlar almasına, seçimler yapmasına ve eylemlerde bulunmasına sebep olur. Yani insan, kendisini olumsuz anlamda yönlendirmeye, zamanla korktuğu veya endişelendiğine benzer; olay, durum ve koşulları kendi zihni ve ona eşlik eden eylemleri yoluyla bilinç dışı bir şekilde yaratmaya veya oluşturmaya başlar.

Kimsenin bu yaşamdaki süresini bilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla yaşam, bilinçten bağımsız gelişmiş ve oluşmuş; karar, seçim ve eylemlerle heba edilemeyecek kadar kısa ve değerlidir. Her insanın, içinde bulunduğu, tekrarı mümkün olmayan her bir anı sanki son anıymış gibi yaşaması ya da o değerde görmeye alışması önemlidir. Çünkü, sanki “tekrarlanıyormuş”, “önceki anların bir benzeriymiş” gibi gelen hiçbir an aslında öyle değildir, hiç olmamıştır, hiçbir zaman da öyle olmayacaktır. Hiçbirimiz bir daha bebek ve özlediğimiz zamanlarımızdaki çocuk ya da gençler olamayacağız. Özlemle andığımız hiçbir an bir daha geri gelmeyecek.

Bizim için o anları özel kılan bazı insanlar bir daha var olmayacaklar. Çünkü yaşamın her anı bir daha tekrarlanmayacak bir tiyatro oyunu gibidir, bir daha; aynı dekorun kurulmasının, aynı rollerin oynamasının, aynı repliklerin söylenmesinin ve aynı sahnelerin izlemesinin mümkün olmadığı… Dünde veya yarında kalan zihinleriyle bugünün hakkını veremeyen insanlar için geçmişte kalan pek çok an birer “keşke”dir. İçinde bulunulan her an, o anın içinde bilinçli olarak var olmayı başaramamış herkes için potansiyel bir pişmanlıktır. Bugün pek çoğumuzun geçmişten hatırladığı anlar ve anılara karşı duyduğu yoğun özlem de işte bir noktada bu sebeptendir. Anın psikolojisi, sınav veya iş stresi, maddiyat ve gelecek kaygısı, aşk acısı ile kendisine özgü birçok sebepten dolayı; tüm bilinciyle o anda kalamamış, aynısı bir daha tekrarlanmayacak olan o anın içinde olup da tüm hücreleriyle onu yaşayamamış herkes için bu, yaşama dair derin bir kayıptır.

Sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlarla beraber geçmişte; yaşanmış, keyif alınmış, mutlu olunmuş, yani hakkı verilmiş hiçbir anın bir pişmanlık içermeyeceği aşikardır. Böyle bir andan doğacak olası tek bir keşke vardır ki o da insanın iyi ve mutlu zamanlarının yaşamındaki sayısını artırabilmiş olmaya duyduğu yoğun arzuyu ifade etmek için kullandığıdır. Yaşadığı hayatın ve içinde bulunduğu her anın bilinçli olarak farkında olan, sevdiği insanlara hak ettikleri değeri veren, aklından ve gönlünden geçenleri kendine saklamayan ne kırmamak ne de kırılmamak adına düşünceleri ve cümleleri ile baş başa kalmayan, her anın yeniden ele geçmeyecek birer fırsat olduğunu bilen insan, büyük oranda yaşamının kontrolünü elinde tutuyor demektir. Öyle ki bilinçli; karar, seçim ve eylemleri olan, düşünsel ve eylemsel olarak kendi üzerine düşenleri sorumlulukla yapan ve eylemlerinin olası sorumluluklarını almaktan da kaçınmayacak olan insanın, ortaklaşa sürdürülen bu yaşamının içinde bütünüyle var olduğunu söyleyebilmek de mümkün ve kolay olacaktır.