Hayat ve akışında gerçekleşenler, bilinçli olarak farkında olduğu tek yaşamında bireye, içine doğduğu dünyanın ve insanlığın tam olarak ne olduğunu kavramanın pek çok yolunu sunar. Bu gezegenin neresinde doğduğunuz, olası bu seçenekler arasından bahtınıza düşenlerin ne olacağının en belirleyici unsurlarının başında gelir.
Öyle ki “coğrafya”nın bir kader, dolayısıyla da başa gelip çekilmesi gereken bir dert olduğu bile söylenir. Yani, bir dert vardır ve bu dert bizim kaderimizin bir parçası olduğu gibi hangi derdin hangi kaderin bir sonucu olarak yaşamımızda tezahür edeceği hangi coğrafyada dünyaya geldiğimize ya da yaşamımızı nerede sürdürdüğümüze bağlıdır.
Ebeveynleri ve onları da kapsayan küçük veya büyük bir topluluk içerisinde; belki kırsalda belki de şehirde, belki neşeli belki de hüzünlü, belki varlık içinde belki de yoksul, belki geleceğin güneş gibi parladığı belki de doğduğundan beri gün yüzü görmediği bir hayata merhaba demiş olabilir insan. Ancak, insanın tüm bu şartlar ve seçenekler arasında ayrım ve dahası bir seçim yapabilmesi, insan bedeninde geçireceği belirli bir zamanın sonunda elde edeceği bilinçle mümkündür. Bireyin, dış kaynakların etkisi ve özgür iradesi ile inşa edeceği kişiliğinin kalitesine bağlı olacağı umulan yaşam; insan olmayı beceremediği gibi başkalarının da bu dünyada insanca yaşamasının önündeki hem engel hem de tehdit olan kişilerin oyun hamuruna dönüşmüştür. Kendilerinin işine gelen ve hoşuna giden dünyayı sürekli ve sürekli şekillendirenler bunu, gezegende yaşayan diğer canlılar da dahil herkese rağmen yapmaktadır. Bu kişi ve grupların kurduğu sahnede ise diğer insanlar, türünü ve adını bilmedikleri filmin, detayını bilmedikleri silik bir rolünün, etkisiz bir oyuncusu olmanın ötesine geçememektedir.
Belki çevresi belki de daha uzak diyarlardaki yaşıtlarının yaşamından bihaber ve kendi dünyasında görece mutlu olan bir çocuk için, daha önce duymadığı bir patlama sesi sadece; çevresindeki binaları, okulunu ve evini yıkmakla kalmaz, geleceğe dair umutlarını da paramparça eder. Tek parça olmanın, hala yaşıyor olmanın bile sevinilemeyeceği bazı coğrafyalarda yaşanan böylesine bir kader, yeşermek için kendisine seçme şansı verilmemiş bir çocuğun yaş dallarının taşıyabileceğinden ağırdır. Büyümek, boylanmak, rengarenk çiçekler açmak ve meyve vermek için filizlenmiş hiçbir fidan için; şefkat bulutlarının üzerinde gezmediği, sevginin bardaktan boşalırcasına üzerine yağmadığı, özgürlük rüzgarının üstünde esmediği ve adalet güneşinin üzerinde parlamadığı bir toprak, ona doğasına uygun bir yaşam sunamayacaktır.
İnsanın; bilmediği bir dünyada, hiç tanımadığı insanların, aklına gelmeyecek; arzu, istek, emel, çıkar ve kazançları için yangın yerine çevirdikleri bu yaşamda; hırsın, öfkenin ve intikamın ateşinde yanmadan kalabilmek neredeyse mümkün değildir. Dört bir yanını alevlerin çevirdiği bir ormanda huzurlu bir sincap olabilmek ise ancak masalların konusu olabilecektir. Ve artık biliyoruz ki iyi sandığımız masallar bile kötülerin kalemiyle yazılmıştır.
Kendinden önceki yüzlerce, binlerce neslin bu dünyadaki iyi ve kötü eserlerinden kendisine düşen düşünsel payı almak, buna göre bir dünya ve yaşam şekillendirmek dışında başka bir şey yapmaması gereken insanın bugünkü kavgasını izlemek, insanı en çaresiz hissettiren durumların başında gelmektedir. Aklın ve bilimin önderliğindeki keşifler ve buluşların yanı sıra geliştirdiği teknoloji, yöntem ve araç-gereçleriyle, onu bugüne ulaştıran gelişmiş zihninin hakkını veren; daha bilinçli, uygar ve ortaklaşa bir yaşamı seçmesi gereken insanın kendini içine düşürdüğü ve çıkmak yerine daha çok battığı bu durum içler acısıdır. Birlikte üretmeyi, toplu olarak gelişmeyi, ortaklaşa, huzur ve mutluluk içerisinde yaşamayı amaçlaması gereken insanın hala kendi türünden olanların canları pahasına giriştiği bitmek bilmeyen hesaplaşmalar da bir o kadar acınasıdır.
Başkalarının yitmiş; hayalleri, istekleri ve umutları üzerine kurulacak hiçbir yaşam, sevginin temelinde bulunmadığı hiçbir eylemin sonucu ile bunun farkına varmayan hiçbir insan için bu dünya kalıcı ve huzurlu olamayacaktır.