Türk futbolu yıllardır aynı kısır döngünün içinde dönüp duruyor.

Bir yanda milyonlarca euro harcanan yabancı transferler, öte yanda ter dökerek yetişen, sahaya çıkma hayaliyle yanıp tutuşan genç Türk oyuncular. Peki bu gençler nerede kayboluyor?

Cevap acı ama nettir: Sahanın kenarında.

CESUR BİR ZİHNİYETİN İZİNDE...

1984 yılında henüz 17 yaşındaydım. Karşıyaka Spor Kulübü, o dönem ikinci ligde mücadele ediyordu; bugünün birinci ligi seviyesinde. Bizi sahaya süren teknik ekip, bize güvendi. Önemli maçlarda bile tereddüt etmeden genç oyuncuları kullandılar ve kazanmayı düşündüler. Yaşımız değil, potansiyelimiz önemliydi onlar için.

O kadronun içinden çıkan isimler tesadüf değildi. Recep Umut, Metin Selçuk, İmdat Yılmaz, Ülgen Durak, Fuat Karapınar, Yusuf Tepekule, Okan Bilişli... Bu isimlerin büyük çoğunluğu ilerleyen yıllarda ulusal takımlarda çeşitli yaş gruplarında görev aldı. Bu başarı tesadüfen gelmedi. Arkasında bize verilen özgüven, samimi yaklaşım ve gerçek bir emek vardı.

Bu noktada o cesur yürekli büyüklerimizi bir kez daha saygıyla anmak istiyorum: Sait Gürsoy, Ahmet Çelenay, Hüseyin Hamamcı, Turgay Bagatır ve adını şu an aklıma getiremediğim tüm değerli hocalarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Onlar bize sadece futbol öğretmedi; sahaya çıkmayı, mücadele etmeyi ve kendimize inanmayı öğretti.

O zihniyetle bugünkü zihniyet arasındaki fark nedir?

O dönemde bu kadar yabancı oyuncu yoktu, evet. Ama asıl fark şurada: O teknik adamlar ve yöneticiler, gençlere sahaya çıkmadan önce güvenmeyi biliyordu. Bugün ise kulüpler, genç oyuncuya güvenmek yerine hazır ve garantili olanı tercih ediyor. Risk almaktan kaçınıyorlar. Oysa futbolda gerçek risk, geleceğe yatırım yapmamaktır.

NE YAPMALIYIZ?

Süper Lig'de oynayan yabancı oyuncu sayısına baktığımızda, tablonun hiç de iç açıcı olmadığını görürüz. Kulüpler kısa vadeli başarı hırsıyla hazır ürün almayı tercih ederken, kendi yetiştirdiği oyuncuya "Daha zamanın var, bekle" mesajı vermektedir. Oysa futbolda bekleme lüksü yoktur. 17-21 yaş arası, bir oyuncunun en kritik gelişim dönemidir. O yaşlarda oynayamayan oyuncu söner; bir daha da tutuşturmak çok zordur.

Altyapıda yıllarını veren bir antrenör olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye'nin altyapılarında dünya çapında potansiyele sahip çocuklar yetişiyor. Sorun yetenek eksikliği değil, bu yeteneklere verilmeyen fırsat ve sahadaki alan darlığıdır.

SOMUT ÇÖZÜM ÖNERİLERİ...

Avrupa'nın önde gelen liglerine baktığımızda, birçok ülkenin yabancı oyuncu kurallarını yerli oyuncuyu koruyacak şekilde düzenlediğini görürüz. Türkiye'de de şu adım atılabilir:

Her kulüp, maç kadrosunda altyapı yetişeni en az iki oyuncu bulundurmak zorunda olsun. Ve bu oyunculardan en az biri, her maçta 45 dakika sahada kalsın. Bu kural kağıt üzerinde değil, fiilen uygulanacak şekilde sisteme entegre edilsin.

Bu basit ama etkili düzenleme, kulüpleri altyapıya yatırım yapmaya zorlar. Genç oyuncuya sahada var olma hakkı tanır. Ve en önemlisi, 1984'teki o cesur zihniyeti yeniden sisteme kazır.

Çözüm yabancı düşmanlığı değildir. Yabancı oyuncular ligimize rekabet ve kalite katabilir. Asıl mesele dengeyi doğru kurmaktır. Federasyonun bu konuda kararlı bir tutum sergilemesi ve kulüplerin uzun vadeli düşünmesi, Türk futbolunun geleceği için kaçınılmazdır.

Tohumları ektik, fidanlar büyüdü. Şimdi sıra onlara güneş vermekte...