Eskiden sabah gözümü açar açmaz “Bugün memlekette ne olmuş?” diye telefona sarılırdım.

Kim istifa etmiş?
Kim kimi satmış?
Kim yeni parti kuruyormuş?
Kim “gözünün üstünde kaş var” diye kendini Silivri yollarında bulacakmış?

Hepsini takip etmeye çalışırdım. Çünkü gazetecilik refleksi bu… Merak edeceksin, bakacaksın, duyacaksın, bileceksin.

***

Ama bir noktadan sonra fark ettim ki memleket gündemini takip etmekle akıl sağlığını korumak aynı anda yürümüyor.

İnsanın beyninin de bir kontenjanı var kardeşim.

Bir yere kadar kriz, bir yere kadar kaos, bir yere kadar “son dakika”

Sonra içeriden küçük bir ses diyor ki:

“Canım kendim… biz biraz yaşayacak mıyız acaba?”

İşte ben de tam bu noktada bahçemdeki kaplumbağa Nejla’dan hayat dersi almaya karar verdim.

Nejla mesela hiçbir şeyi kafaya takmıyor.

Ne enflasyon yorumluyor, ne anket sonucu bekliyor, ne de televizyonda bağıran adamları dinliyor.

Baktı hava bozuyor mu?
Hop kabuğuna.

Tehlike mi hissetti?
Hop kabuğuna.

Enerjisi mi yok?
Hop yine kabuğuna.

***

Yıllarca “kabuğuna çekilmek” kötü bir şey sandık biz. Oysa bazen insanın kabuğu sığınağıymış.

Ben de artık en ilkel meselelere döndüm.

Ay sonuna kadar paramı nasıl yetiştireceğim?

Dolaptaki kabaktan üçüncü farklı yemeği nasıl icat edeceğim?

Beş kilo vermeyi başarabilecek miyim yoksa yine gece buzdolabının önünde peynirle duygusal bir bağ mı kuracağım?

Sabah uyandığımda eski neşeli kadını tekrar bulabilecek miyim?

Bunların peşindeyim.

Çünkü anladım ki bazen dünyayı kurtarmaya çalışırken insan kendi küçük dünyasını batırıyor.

Herkes her konuda fikir sahibi, herkes öfkeli, herkes haklı, herkes bağırıyor.

Ben biraz susma dönemindeyim.

Biraz toprağa bakma…
Biraz çiçek sulama…
Biraz köpeğin kafasını okşama…
Biraz Nejla ile aynı frekansta yaşama dönemi.

***

Yanlış anlaşılmasın; vazgeçmek değil bu.

Sadece insanın kendini koruma içgüdüsü.

Kaplumbağalar milyonlarca yıldır hayatta kalmayı başardıysa belki bildikleri bir şey vardır.

Belki de bazen ileri gitmek için biraz içeri çekilmek gerekiyordur.

O yüzden bugünlerde bana “Ne düşünüyorsun?” diye sorarsanız cevabım basit:

Maaşımı düşünüyorum.
Ruhumu düşünüyorum.
Eski kahkahamı düşünüyorum.

Ve bahçedeki Nejla’ya bakıp şunu söylüyorum…

“Kız sen olayı çözmüşsün!”