Başladık. Köşe yazımın bugüne denk gelmesini bir evren tarafından gönderilen bir mesaj olarak alıyorum. 01.01.2026… Nasıl başlarsan öyle gider derler.
Uyandığım gibi telefondan uzaklaşıp perdemi aralıyorum. Güneş dağların arasından kendini gösteriyor. Derin bir nefes alıyorum, veriyorum… Ey evren, güneş, yeni yılda getireceğin bütün güzellikleri kabul ediyorum.
Siz hangi ülkede yaşıyorsunuz? Güneş sizde doğudan, bizde batıdan mı doğuyor. Hangi güneşi selamlıyorsunuz? Ben de açtım perdeyi sabah işe gitmeden önce. Ay, tepede küfreder gibi bana bakıyor. Bir tur da ben sövdüm ona. Karşılıklı sövüşerek gittik işe. 10’dan geriye saymışlar… Bu memleket neden bazılarına 10’dan bazılarına 365’ ten geriye saydırıyor diye düşünüyorum, yılbaşı gecesinde bile. Evrenden gelen mesajları kabul ediyorlar, nar kesip dilek diliyorlarmış. E bu iş böyle oluyorsa biz neden yapmıyoruz diyorum. Aklıma evrenin mesajlarını kabul edip nar kesenlerin yanında bir de gelen icra mektubunu kabul edemeyip temel ihtiyaçlarından kesenler olduğu aklıma geliyor. Öyle olmuyormuş demek ki diyorum…
Zihnimin bir yerinde umutsuzlukların arasında yaşamaya çalışan umutlu tarafım “Böyle umutsuz, bardağın boş tarafından bakarak hayat mı geçer” diyor, duyuyorum. Yalnızca, “hadi lan oradan” diyorum. Metafor olarak kullandığımız bardak bazıları için gerçekten boş. Yılbaşı gecesi “dilekler gerçek olacak” yalanı ile yenilen 12 adet üzümü, temsil ettiği 12 ayda bir kere bile yiyemeyen çocuklar var. O yüzden sen de boş konuşma. Yeni yıla nasıl başlarsan öyle devam eder diyorsun. En çok da buna sinirleniyorum. Anneannesinin, “yaraya közlenmiş soğan koyunca iyi gelir” demesine inanmayan yeni yıla nasıl başlarsa öyle gideceğine inanıyor. Birilerinin hakkını savunduğu için, sessizlerin sesi olduğu için, gözünün üstünde kaşı olduğu için tutsak olan ve yılbaşını zindanda geçirenlere ne olacak o zaman? Yeni yıla nasıl girerlerse öyle devam edermiş, geçmiş olsun…