Çocukken şimdiye göre çok daha inançlıydım. Sadece dini inançlar üzerinden söylemiyorum bunu. Hayata, umuda, eğitime, öğretime, çalışmaya, para kazanmaya karşı inancım çok daha yüksekti. Sırasıyla hepsini kaybettim. Tabii sebepsiz yere değil bu kaybedişim. Kendimce sebeplerim var; mesela ülkemizin siyasi iklimi. Her şeyi siyasete bağlayınca kendime tahammül edemiyorum ama artık her şey de siyasete bağlanmasın be kardeşim!
Zamanında babamla çok tartışmışımdır bu konu hakkında. “Her şey siyaset değil; siyaset yapmadan, çok emek vererek zengin olunabilir” gibi “baba” cümleler kurarak. Ne gördün de neyi biliyorsun acaba? Babam da küçücük çocuğa laf anlatamayacağını bildiği için, “Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz. Büyüyünce anlarsın” derdi.
Günler, aylar, yıllar geçti… Her gün yeni bir gündem geldi. Siyasetler yapıldı, ayakkabı kutuları tazelendi, madenciye tekme atıldı, çiftçiye “ananı da al git” dendi… Bunun gibi birçok örnek var tabii ama aralarında sıkıştırabileceğimiz kadar virgül yok…
Tüm bu olanlar, büyük büyük cümleler kurmamı sağlayan inancımı günden güne yiyip bitirdi. Babamın dediği yola geldim. Bu ülkede böyle siyasetçiler oldukça çok laf yalansız, çok mal da haramsız olmaz. Artık bu motivasyonla yaşıyorum. Her seferinde sözün doğruluğu kendini iyice pekiştiriyor. Örneğin ne zaman yeni ortaya çıkan ve başarılı olan bir girişim görsem hemen araştırmaya başlıyorum. Kurucuları kimdir, nereden gelmişler, nasıl kurmuşlar, kimden yatırım almışlar… Ne hikmetse tepeden inme reklamlarla ortaya çıkan bütün girişimlere birilerinden yatırımlar “AK”mış. Yoksul halka, “tavsiye edilen tüketim tarihi” geçmiş veya yaklaşmış ürünleri “indirimli ürün” diye satan market zinciri bunun en son örneği.
İki ortaklı kurulan şirkete yatırım yapanlar arasında 2 isim öne çıkıyor. Biri Türkiye’nin en zengin iş insanlarından birinin oğlu. Diğeri ise bir holding. Aslında bu kadar bilgi bile utanmaya yeterdi benim için. 3-4 zengin el ele verip israfı önleme adı altında tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ürünleri millete satıyor. Kurucuları marketlerinde satılan gıdalar hakkında, “Sadece dış görünüşleri bozuk, lezzetlerinde bir problem yok” diyor. Pazarlama stratejisi olarak, “Aynısını kendi evimde kullanıyorum” cümlesini kullanmalarını beklerdim. Gerçi kim inanacak milyar dolar serveti olan adamın, şirket sahiplerinin dış görünüşü bozuk meyve yediğine.
Utanmaya devam etmek istediğim için yatırımcı holdingin sahibine de bir bakayım dedim. Holdingin kurucusu, kamuoyunda, “Milleti tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ürünleri yemeye mecbur bırakan adamın prensi” olarak bilinen bir iş insanı. Evet, tam olarak bu şekilde bilinmiyor kamuoyunda. Kulağı ters taraftan gösterdim. Bu devirde kulağı ters taraftan göstermeyene tersten gösteriyorlar, demir parmaklıkları…
Bu iş insanını biraz araştırınca neyin ne olduğu ortaya çıkıyor hemen. Rüzgâr santrallerinin kapasite artırımına sınırlama getiren yasa tasarısı Meclis’te görüşüldüğü sırada bakanları arayıp, “30-40 milyon Avrom yanar” diyerek yasanın değiştirilmesine etki ettiği iddiasından tut, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması iddialarına kadar her şey var.
Diğerleri gibi burayı da deştikçe “AK”lar fışkırıyor, içinde millet boğuluyor. Üç beş zengin el ele verip sömürdükleri halka, yemeklerinin artığını verircesine tarihi geçmiş ürün satıp adına da “israf savaşçılığı” diyorlar. Memleketteki yoksulluğun sebebi olanlar çare bulmak yerine yoksulluğu pekiştiriyorlar. Nasıl bir devirde yaşıyoruz anlamak çok güç. Ancak akın utandığı, karanın kol gezdiği bu süreci atlatana kadar akla karayı seçeceğiz; orası kesin…