Altı yıl sonra İstanbul’da Tarkan sahneye çıktı. Ama bu bir “konser” değildi sadece. Bu, unutmaya zorlandığımız duyguların topluca hatırlanmasıydı.

Canımızı yakan, vicdanımızı yaralayan, adaletsizliğin ciğerimize oturduğu her toplumsal kırılmada sesini kısmayan bir sanatçı çıktı karşımıza.

Korkmadan, eğilip bükülmeden, “aman bana da bir şey olmasın” demeden konuşan, şarkı söyleyen, taraf olan bir Tarkan.

Türkiye’de cesaret artık nadir bulunan bir değer.
Hele ünlüysen, hele milyonların önündeysen…

Susmak daha “güvenli”, daha “kariyer dostu”, daha “makul”.

Ama Tarkan hiçbir zaman makul olmayı seçmedi. Vicdanlı olmayı seçti.

***

Sahnede şarkı söyledi, dans etti, bizi de şarkıya kattı, dansa kaldırdı. Ama asıl yaptığı şey başka bir şeydi:
Bu ülkenin bir zamanlar nefes alınabilen, gülünebilen, korkmadan kalabalık olunabilen günlerini hatırlattı bize.

Bir konserden fazlası

Bir anlığına da olsa, “normal” bir ülkede yaşıyormuşuz gibi hissettik.
İnsanların yan yana durmaktan korkmadığı, kahkahanın suç sayılmadığı, sanatçının ağzından çıkan her cümlenin savcı filtresinden geçmediği günler…

Kalabalık sadece eğlenmiyordu; iyileşiyordu.
Çünkü müzik bazen eğlence değil, pansumandır.
Bazen bir konser, terapi seansı kadar kıymetlidir.

***

Tarkan’ın sahnede duruşu bize şunu hatırlattı:
Sanat yalnızca alkış toplamak için değil, toplumu ayakta tutmak içindir.
Popüler olmak susmayı gerektirmez.

Ünlü olmak omurgayı askıya almak demek değildir.

Bu ülkede vicdanını kaybetmeyen herkese minnettarız ama sesini kaybetmeyenlere daha da fazla minnettarız.

Çünkü onlar karanlıkta yön bulmamızı sağlar.

Korkunun sıradanlaştığı bir ülkede cesaret bulaşıcıdır.

O gece sadece şarkı dinlemedik.
Hatırladık.
Cesaretin mümkün olduğunu hatırladık.

Özgürlüğün bir zamanlar nasıl bir his olduğunu hatırladık.
Ve belki de en önemlisi, bunun yeniden mümkün olabileceğini…

Teşekkürler Tarkan.
Bize yalnız olmadığımızı hatırlattığın için.

Bu ülkenin hâlâ güzel bir ihtimali olduğunu hissettirdiğin için.

Minnettarız.