En iyi sendikacı o… Grev nasıl yapılır, akıl veriyor; grevci işçiye ‘Gidin evinizde grev yapın’ diyor.
En iyi milletvekili o, en mantıklı genel başkan yardımcısı o; kimseyi beğenmiyor! Partisinin milletvekillerinin tamamıyla kavgalı, genel başkan yardımcılarını sosyal medyasında bile yok sayıyor.
İl Başkanı nasıl olmalı, o biliyor.
19 Mart’ta gençler sokağa dökülüyor, mikrofonu eline alıp gençlere akıl veriyor: En iyi direnişçi o…
Masum insanlar tutuklanıyor, “Büyük çoğunluğunun suçsuz olduğuna inanıyorum” diyor, bir kısmının suçlu olduğunu iddianame hazırlanmadan ilan ediyor. Hakim o, savcı o…
Kendisini eleştiren gazeteciyi satın alamadıysa, ‘Böyle gazetecilik olmaz, ben gençliğimde gazete dağıttım’ diyor, en iyi gazeteci o…
Bilim insanlarını aşağılıyor, ‘Biz bilmiyor muyuz babacım’ diyor; büyük bilim insanı o!
En büyük çevreci o!
Yakında ‘Ben ekonomistim’ derse şaşırmayın.
Size kimi anımsatıyor?
***
Ulusal Kanal yayınına çıktı, ‘en büyük milliyetçi benim’ dedi. Nabza göre şerbet veriyor yani!
Dünkü röportajını okuyunca şok oldum: ‘Gerçek bir devrimciyim, devrim istiyorum’ demiş.
Bir o kalmıştı…
Çene suyuna çorba, her şeyi kendisi biliyor ya; sırf haklı çıkmak için takacak kafasına yıldızlı bereyi neredeyse…
***
Kimin devrimci olduğunu söylemek haddimize değil!
Böyle şeyleri ağzında sakız etmek yakışık almaz zaten.
Ama ‘abilerimizden öğrendik S harfinden orak çekiç yapmayı’…
Kimin devrimci OLMADIĞINI bilir bu toprakların insanı…
Yalancıdan devrimci olmaz!
Vefa bilmezden devrimci olmaz!
Muhbirden devrimci olmaz!
Emek düşmanından devrimci olmaz!
İftiracıdan devrimci olmaz!
İnsanların ekmeğiyle oynayandan devrimci olmaz!
***
Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına kitabında şöyle bir bölüm var: “Bizim eski bir arkadaşın bir sözü vardır: ‘Gerçek devrimci yolunu hiç sapıtmadan bitirendir’ der. Bir devrimci ölmeden, yani son sözünü söyleyip de kavgadan çekilmeden yargıya varılmaz. Gerçek devrimci midir, değil midir bir şey denmez. En son anda sapıtıp, bütün geçmişini yıkanlar çok görülmüştür. Devrimcilikte emeklilik hakkı yoktur.”
***
Karadeniz’in asi çocuğu Kazım Koyuncu da şöyle güzel anlatıyor: “Devrimi düşünebiliriz, düşleyebiliriz, hatta yetmez bir sistem bile kurabiliriz. Sistemimiz şöyle olsun vesaire... Bunu ne zaman yaparız? Devrimi yaptıktan sonra; b*k devrimi yaptıktan sonra yaparız! Şu anda bunu düşünüyorsan yaparsın. Yapmaya başlarsın. Sonra da hep öyle yaşarsın ve bu böyle böyle çoğalır. Hayatla da böyle bir ilişki kurarsın. Yolda yürürken de yürüyüşün ona göre olur, adımların öyle gider, insanlara baktığın göz değişir herkes de 'ulan bu adam ya da bu insan niye böyle bakıyor?' der... Elbette sorgulayıp anlamaz ama biri bulur, bir şeyi anlar. Birisi farklı yürüyordur orada. Sana bir puan yazmazlar ama bir şey verirsin hayata; bakkaldan bir şey alırken, manava bir şey söylerken tuhaf bir ilişki kurarsın. İster istemez hoş bir ilişki kurarsın…”
***
Nasıl diyordu Vizontele Tuba’da?
-Devrimci kime denmez?
-‘Cavid’abigillere…
***
Velhasıl bırakın, elleri paslı, kalpleri tertemiz gencecik çocuklar devrimci olmak istesin!
Salça olmayın, kalbi paslananlardan devrimci olmaz.