30 Ağustos 1922, Türk milletinin var olma-yok olma savaşının zaferle taçlandığı, tarihin akışını değiştiren kritik bir dönüm noktası…
Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlandığı, Anadolu'nun işgalci güçlerden temizlenmesinin ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yolunun açılmasının miladı…
Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında, Türk ordusunun emperyalist işgal güçlerine karşı "ya istiklal ya ölüm" parolasıyla giriştiği harekât…
Bir milletin topyekün direnişinin en büyük örneği…
Sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda ulusal irade, azim ve kimlik mücadelesinin de zaferi…
30 Ağustos sadece bir savaşın kazanıldığı gün değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini ve bağımsızlık ruhunu her nesle hatırlatan en önemli milli bayramlarımızdan biri.
***
Yazı masamın başına geçtim, takvim yapraklarında 30 Ağustos'u görünce içime bir heyecan, bir coşku geldi.
"Zafer Bayramı!" dedim kendi kendime.
Sonra durdum… Zafer?
Bu kelime kulağa ne kadar yabancı ne kadar antika ne kadar "eski bir Türk filminden fırlamış" gibi geliyor değil mi?
İçimden ironik bir gülümseme yayıldı.
Zaferi iliklerinde hisseden bir nesilden, zaferin anlamını sözlükten bakarak öğrenmeye ramak kalmış bir nesle evrildik.
Zafer, eski, tozlu, ninelerimizin sandığında sakladığı, arada bir çıkarıp bakıp "vay be, neymiş" deyip yerine koyduğumuz bir hissiyat artık.
Bizim için zafer, artık trafiğe yarım saat erken çıkıp işe bir saat geç kalmamak.
Zafer, belediyelere çöpümüzü aldırabilmek.
Zafer, barajlarda suyun bitmemesi.
Zafer, taksiciye "abi para üstü" dediğimizde suratını ekşitmemesi.
Zafer, pazardan ihtiyacımız olan tüm sebze meyveyi almış olarak çıkabilmek.
Zafer, kırmızı etle ayda bir de olsa buluşabilmek, eve birkaç çeşit peynir götürebilmek.
Zafer, dostlarla arada da olsa buluşup dışarıda yemek yiyebilmek, iki kadeh parlatabilmek.
Zafer, düşüncelerimiz yüzünden esir alınmamak demek.
***
Biz, maçta 90+4'de yediğimiz golün heyecanını, ertesi gün ofiste "ya nasıl yedik" muhabbetiyle yaşayan; döviz kurunun çıkış grafiğini izlerken kalp atışları Anadolu Kaplanları gibi hızlanan; markette etiket çevirirken derin nefesler alan bir halkız. Yenilgi, artık iliklerimizde değil, hücrelerimizde kodlu.
Onunla yaşamayı, onunla kahvaltı etmeyi, onunla yatmayı öğrendik. Zafer dediğimiz şey ise, bu yenilgi halinin bir günlüğüne tatil yapmasından ibaret.
Ama korkmayın! Bu karanlık tabloda bir umut ışığı var. Evet, zafer kelimesinin anlamını neredeyse unutmuştuk ki, bir grup cesur kadın, filelerin sultanları, çıktı ve bize o unuttuğumuz duyguyu yeniden hatırlattı.
Artık "zafer" denilince, milli bayramların tarihi nutuklarının dışında, aklımıza ilk onlar geliyor: Filenin Sultanları.
Onlar sahada zaferi yeniden tarif etti.
Her smaç, her blok, her sayı ile "İşte zafer böyle bir şeydir!" diye haykırdılar.
Belki de bize en çok ihtiyacımız olan şeyi verdiler.
Biz, ekonomik göstergelerde, siyasette, gündelik hayatın telaşesinde zaferi ararken, onlar sahada bulup bize getirdiler.
***
Bu 30 Ağustos'ta, Atatürk ve silah arkadaşlarının o büyük zaferini bir kez daha minnetle anarken, bir yandan da filelerin arasından yükselen bu yeni zafer duygusuna sımsıkı sarılalım. Kim bilir, belki bir gün, zaferi sadece spor sahalarında değil, hayatın her alanında yeniden tanımlayabiliriz.
Ne diyelim? Zaferimiz bol, yenilgilerimiz ders olsun. İyi bayramlar!