Bazı hikâyeler masal gibi başlar, tokat gibi biter.

Hem Yunan mitolojisi hem Anadolu efsanelerinde çokça örneği var.

İkarus’un hikâyesi de öyle.

Ben anlatayım, siz siyasal gelişmelerden hangisine uyarlayacağınızı kendiniz belirleyin.

Ben yazayım, siz aklınızdaki İkarus’u yerine koyarak okuyun.

***

Bir baba var…

Adı Daedalos.

Dâhi.

Oğluyla birlikte bir labirente hapsedilmiş.

Kaçış yok.

Duvar var, kapı yok!

Çare arıyor ve insanlığın en eski hayalini kuruyor: Uçmak.

Kuş tüylerinden, balmumundan kanatlar yapıyor. Kendine de yapıyor, oğluna da.

Ve oğluna diyor ki:

‘Çok alçaktan uçarsan denizin nemi kanatlarını ağırlaştırır. Çok yükselirsen güneş eritir kanatlarını.’

Şimdi burası kritik.

Bir baba…

Oğluna sadece uçmayı değil, güvenli güzergahı öğretiyor. Bir yandan cesaretlendirirken, öte yandan nefsine hakim olmayı tembihliyor.

Kanatları takan İkarus uçmaya başlıyor.

Ayakları yerden kesilir kesilmez…

‘Bu kez özgürüm’ diyor. İlk kez… ‘Babama bile muhtaç değilim’ diyor. ‘Ben artık düşmem’ diye kibirleniyor.

Biraz daha yükseliyor.

Biraz daha…

Günahlar iştahını kabartıyor.

Biraz daha yükseliyor.

Heyecana kapılıyor. Keyifli geliyor uçmak.

Biraz daha yükseliyor.

Kendini güçlü hissediyor. Hatta babasına kızıyor: ‘Neden bu kanatları daha önce vermedi ki bana!’

Biraz daha yükseliyor.

Öyle kaptırıyor ki kendini, nereye uçacağını dahi unutuyor.

Biraz daha yükseliyor.

Tehlikeler iyice gözünde küçülüyor.

***

Sonra ne oluyor?

Güneş orada.

Oysa hep oradaydı ve hep tehlikeliydi.

Ama İkarus değişiyor.

Kendini unutuyor.

Nefsinin kontrolünü kaybediyor. Benliğini kibrine, hedefini şehvetine teslim ediyor.

Ve kanatlar eriyor.

İkarus düşüyor.

***

Şimdi soru şu:

İkarus’u kim öldürdü?

Güneş mi?

Hayır.

Yükseklik mi?

Hayır.

Onu öldüren şey… Babasının sözünü unutması değil sadece.

Onu öldüren şey… Sorumluluklarını unutması.

Onu öldüren şey nereye varmak üzere kanatlandığını unutması.

Onu öldüren şey dış tehlikelerin varlığı değil, kendi taşkınlığı ve mesafesini koruyamaması.

***

İkarus’un hikâyesi bize şunu söylemez: ’Uçma’

Şunu söyler:

‘Uç ama kim olduğunu, neden uçtuğunu unutma’

‘Uç ama zafer sarhoşluğuna kapılma.’

***

İkarus’un hikayesi kontrol edilemez iştah ve kibrin hazin sonlu hikayesidir.

İkarus esasen iyi adamdır ama…

İkarus’un hikayesi gerçek özgürlüğün sorumluluklarla bir arada düşünülmesi gerektiğinin hikayesidir.

İkarus’un hikayesi tam bir hayal kırıklığı hikayesidir.

***

Bu mitolojik hikâyenin anlatılmayan ama tahmin edilebilir başka yönü de olmalı.

Yoksa da ben ekleyeyim.

İkarus uçarken, ‘Helal olsun, işte cesaret, adam uçuyor’ diye alkışlayanlar…

İkarus düştükten sonra ‘Ben demiştim, fazla yükseldi zaten, kendi hatası’ demeye başlar.

İkarus’u sadece güneşle mesafeyi koruyamayan iştahı ve kibri öldürmedi. Onu uçarken alkışlayanlar da öldürdü.

Çünkü bu hayatta yükselirken kalabalıksın ama düşerken yalnız.

Ve en acısı şu: Onu alkışlayanlar, en hızlı unutanlar olacaktır.

***

Sevgili okur, bu yazıyı koy kenara; hayal kırıklığına uğradığın her siyasal gelişmede aç tekrar oku.

Çünkü belli ki maalesef daha çok hayal kırıklığına uğrayacaksın!