Tamam, kabul edelim: Dünya pek iç açıcı bir yer değil. Sabah haberlerine bakıyorsun, tansiyon; akşam sosyal medyaya giriyorsun, nabız. İnsan bir noktadan sonra “Ben bu gezegene yanlışlıkla mı geldim?” diye e-devlet’ten ikametgâh sorgulamak istiyor.

Ama gel gör ki… Ben iyiyim. Hatta son zamanlarda fazlasıyla iyiyim.

Öyle böyle değil; sebepsiz bir huzur, anlamsız bir mutluluk.

Sanırım bilinçaltım bir gün toplanmış, beyinle toplantı yapmış. Ruh da katılmış,

Gündem: “Bu arkadaş bu kadar gerilimi kaldırmıyor. Savunma mekanizması lazım.” Ve karar çıkmış: “Acilen iç huzur versiyonu 2.0’a geçiyoruz.”

O günden beri tuhaf bir rahatlık var bende.

Trafikte biri önüme mi kırdı? “Canı sağ olsun.”
Bir haber mi düştü? “Zaten bekliyorduk.”
Bir haksızlık mı oldu? “Evren not aldı, ben bi’ yürüyüşe çıkayım."

***

Bu bir tür ruhsal Wi-Fi kopması olabilir.

Dünya yanıyor ama benim modem “bağlantı sınırlı” modunda.

Gelen negatif mesajları otomatik spam’a düşürüyorum. Ruhum Gmail gibi çalışıyor: “Bu içerik potansiyel olarak moral bozucu olabilir. Engellemek ister misiniz?” Evet. Engelle.

Eskiden her şeye sinirlenen, her adaletsizlikte içi yanan, her saçmalıkta tansiyonu çıkan bendim.

Şimdi bakıyorum da… Hâlâ saçmalık var ama ben yokum. Orada değilim. Fiziken varım, ruhen “uçak modundayım.”

***

Belki de bu yaşla ilgili.

İnsan bir noktadan sonra dünyanın düzelmesini beklemekten vazgeçiyor.

Çünkü dünya dediğin şey, sabah “bugün düzeleceğim” diye söz verip akşam yine bildiğini okuyan bir arkadaş gibi.

Sen ne kadar nasihat etsen de o yine bildiği kanaldan devam ediyor.

Ben de dedim ki: Madem dünya değişmiyor, bari ben değişeyim.

Ama öyle büyük laflarla değil. Küçük küçük.

Mesela artık her meseleyi kişisel almıyorum. İnsanlığın genel kalite düşüşünü şahsi algılamayı bıraktım.

Bu büyük bir özgürlükmüş.

Şunu fark ettim: İyi kalmak bazen bir inat. Dünya aşağı doğru kayarken sen yerçekimine direniyorsun.

“Ben kötüleşmeyeceğim kardeşim” diyorsun. Bu da bir direniş biçimi. Pankart yok, slogan yok; sadece iç huzuru var.

***

Tabii işin komik tarafı şu: Hiçbir şey düzelmedi.

Hâlâ aynı haberler, aynı tartışmalar, aynı absürtlükler.

Ama ben sabah kahvemi daha keyifle içiyorum. Demek ki huzur, şartların düzelmesiyle değil; beklentilerin biraz kısılmasıyla geliyormuş.

Belki de bu bir tür ruhsal minimalizm.

Büyük umutlar yerine küçük mutluluklar. “Dünya kurtulsun” yerine “Bugün sinir krizi geçirmeyeyim” hedefi.

Daha ulaşılabilir, daha sürdürülebilir.

A dostlar, sanırım bilinçaltım beni korumaya aldı.

Dünya ile arama ince ama sağlam bir cam koydu.

Görüyorum, farkındayım ama kırılmıyorum. Belki de olgunluk budur: Her şeyi ciddiye almamak değil; her şeye rağmen kendini kaybetmemek.

Dünya hâlâ biraz aşağılık olabilir.

Ama biz, kendi küçük çevremizde, kendi küçük iyiliklerimizle, kendi küçük neşemizle direniyoruz.

Ve bazen en büyük devrim, akşam yatağa huzurlu girebilmektir.

Geri kalanını dünya düşünsün.