Derler ki, “Bütün görkemli hikayeler iki şekilde başlar: “Ya bir kişi evini terk edip uzun bir yolculuğa çıkar ya da günün birinde kasabaya bir yabancı gelir.”

Halikarnas Balıkçısı olarak tanıdığımız Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın görkemli hayat hikayesi ikinci öbeğe girer. Cevat Şakir, 1925 yılında jandarma eşliğinde bir sürgün olarak Bodrum’a gelmiştir. Bu geliş onun hayatının dönüm noktasıdır. Zorla gönderildiği bu küçük Akdeniz kasabasına aşık olacak, onu Türkiye’ye ve dünyaya tanıtacaktır!

Aslında bu gelişin önemi, kültürel açıdan, İstanbullu paşa çocuğu bir aydının kervan geçmez bir kasabayı keşfetmesinin çok ötesindedir.

Zaman zaman unutulur gibi olan Balıkçı yeniden gündemdedir. Kendisi ve ailesi hakkında televizyon dizileri yapılmakta, kitaplar yazılmaktadır. Ege’yi tanımayı ve tanıtmayı yaşam görevi edinmiş olan gazeteci-tarihçi Yaşar Aksoy’un son kitabı “Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı”, bunlardan biridir.

100 yıl önce gerçekleşen Balıkçı-Bodrum “vuslat”ı, yaşadıkları yeri anlamaya çalışan Türk aydınları için anlamlı bir başlangıçtır. Onlara “Mavi Anadolucular” diyoruz. “Mavi Sürgün” adlı anıların yazarı, Mavi Yolculuk tekne gezilerinin babası Balıkçı, Anadolu tarihine ve Akdeniz’e damga vuran bakışıyla neredeyse o engin rengin patentini almıştır.

Son zamanlarda çok duyduğumuz “Mavi Vatan” da bunlardan biri midir bilmiyorum.

BODRUM’UN TAŞLARI

Balıkçı, başta İzmir olmak üzere Ege bölgemizin geçmişini didik didik ederken 60’a yakın kitap yazan Yaşar Aksoy’un “piri”dir!

Bunu elbette dinsel anlamda söylemiyorum. Seküler ve milliyetçi bir Türk aydını Aksoy hayatının önemli bir kısmını hiç yüz yüze gelmediği Balıkçı’nın ayak izlerini inceleyerek geçirmiş, neredeyse onun bastığı taşların bile altına bakmaya üşenmemiştir. Bu kitaptaki değerli bilgilerden bazıları işte o taşların altında bulunanlardan oluşmaktadır.

Balıkçı’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarında öne sürdüğü “Anadolu uygarlığı” savı Yunan hayranı Batılı bilim adamları ve aydınlar tarafından görmezden gelinmiş, en azından küçümsenmişti. Çünkü Balıkçı Batı uygarlığının temeli olarak Yunanistan’ı göstermenin yanıltıcı ve eksik olduğunu söylüyor, hatta daha ileri gidiyordu: Batının kendisini üzerine oturttuğu o görkemli uygarlık önce Anadolu’da doğmuş, en çarpıcı düşünsel ürünlerinden bazılarını Anadolu’da yaratmıştı. Anadolu, Ege’nin karşı yakasını haydi haydi dengeleyebilecek bir zenginliğe sahipti. Hatta birçok bakımdan ondan üstündü.

ANADOLU KENAR MAHALLE DEĞİL

Bence, Balıkçı’nın yeniden gündemde olmasının en sağlam nedeni, o günden bu yana dünyanın dört bir yanında birikmiş olan arkeolojik, kültürel ve edebi çalışmaların onun savlarını temelde desteklemesidir.

Onun hep vurguladığı gibi, eski Yunan’daki büyük uygarlık sıçraması Anadolu’daki canlılıktan kopuk olarak anlaşılamaz. Anadolu bir kenar mahalle değildir; hem özgün ve bağımsız bir uygarlık üretim yeri olarak, hem de Mezopotamya ve Asya uygarlıklarını Batı’ya taşıyan bir köprü olarak kendi başına ilgi ve övgüye değer. Cumhuriyetle birlikte kendisini yeniden tanımlayan modern Türkiye, geçmişinin o katmanını görmezden gelemez.

İslamcı olarak yola çıkan Turgut Özal’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunu belgelemek üzere o katmandan çıkan savlara dayanan bir kitap yazdırmasını hep ilginç bulmuşumdur.

Acaba Balıkçı, Anadolucu tezleri de içeren o kitabı görse ne düşünürdü?

Bir gün kasabaya bir yabancı gelir

REHBER ADAM

Yazı alanının hemen her türünde kalem oynatmış, ressam ve gravürcü Balıkçı’nın hayatı boyunca pek çok farklı işler yaptığını biliyoruz. Bunun en ilginçlerinden birisi Bodrum Belediye Bahçıvanlığı’dır.

Yani kendisine Halikarnas Bahçıvanı mahlasını da seçebilirdi.

Ama bence yaptıklarının en özü rehberliktir. Yalnızca Bodrum’dan İzmir’e geçtikten sonra profesyonel olarak yaptığı turist rehberliğini kastetmiyorum. Özellikle “tarih rehberliği”ni kastediyorum.

Anadolu pentimentosunun farklı katmanları arasında rehberlik!

ANADOLU PENTİMENTOSU

Aynı tuvalin üzerine kat kat yapılmış resimlere pentimento diyorlarmış. İlk bakışta yalnızca en üstteki görünüyor, ama güneşe tutunca ötekilerin de bazı iz ve kalıntılarını görebiliyorsunuz.

Anadolu tarihi bir pentimentodur; havaya kaldırıp tarih güneşine tuttuğumuzda, baştan fark etmesek de aslında her katmanın ötekileri etkilediğini görebiliriz.

Pentimento donuk bir tablo değildir. Katmanlar arasında sürekli bir alış-veriş vardır. Bazı renkler koyulaşmakta ötekiler açılmaktadır. Bu karmaşık etkileşimleri anlayabilme için rehberlere ihtiyacımız vardır. Halikarnas Balıkçısı gibi cesur “tarih rehberleri” ne. Ancak onlar silinmiş gibi görünen katmanlara inerek bağlantılar kurar, resmin bütününü bize açıklayabilirler.

Balıkçı’nın Anadolu uygarlıkları konusunda yaptığı da böyle bir şeydi.

Aradan geçen zaman onu büyük çapta haklı çıkartmıştır: Anadolu beşiktir!

TROYA GİBİ

Ben Batı bilim dünyasının Troya’ya bakışındaki değişimi de bu şekilde görüyorum. Tamamen hayal ürünü olduğuna inanılan Troya savaşının gerçekte tarihsel olgulara dayandığını yeni araştırma ve incelemelerden biliyoruz. Bunu saptayanların başında Manfred Korfmann adlı pentimento “rehber”i geliyordu.

BenceYaşar Aksoy’un son eseri de çok yararlı bir rehberlik hizmetidir. O da rehbere rehberlik yapıyor. Son 50 yıldır yaşadığımız hızlı Akdenizlileşme sürecini anlamak isteyenler gelecekte ona teşekkür edeceklerdir.