Bugün bu köşedeki ilk günüm. Umutlu bir şeyler yazmayı amaçlayarak bilgisayarın başına oturdum. Yaşadığımız günler her geçen an daha karanlık, olan bitene dayanılması güç hale geliyor.

Durduğum yerde duramıyor, yaptığım işlere kendimi veremiyorum. Dostlarımla görüştüğümde anlıyorum ki onların da durumu maalesef pek farklı değil. Sıklıkla içine düştüğüm anlamsızlık hissiyle baş edemiyorum. Suratı asık insanların doldurduğu sokaklarda mutsuzluk kokuyor. Nem gibi yapışıyor insanın üstüne. Mutsuzluk hızla şehirlere bulaşıyor.

Mutlu görünen biri varsa, işte o hiç sevilmiyor. Hınçla bakılıyor, ötekileştiriliyor, hatta neredeyse içten içe onun da mutsuz olması dileniyor. Çünkü insanlar artık kendisi için iyi şeyler istemekten vazgeçmiş. Unutmuş gibiler, mutluluk nasıl bir histi, nelerle çoğalır, paylaşılır ve tadına doyulmazdı. Zaten hatırlanmayan bir duygunun yokluğunun fark edilmesi de düşünülemez tabii.

Kişisel hikayemizdeki mutluluklardan utanır hale geldik. Sanki mutlu olmak, ayıp gibi üstü örtülmesi gereken bir şey, mutlu anlara hakkımız yok, hatta suç işliyoruz başkalarına karşı. Yüzümüz kazara gülerse linç edileceğiz, saklanmalıyız. Bir an evvel de üstümüzden atmalıyız bu havayı. ‘İyiki’ler değil ‘keşke’ler doldurmalı her günümüzü. En çok biz üzülmeli, en büyük biz yenilmeliyiz hayatta.

Bir çırpıda buraya kadar yazıp durdum. Sadece tespitler değil hepimize somut çözümler gerek. Somuttan kastım anlaşılır, uygulanabilir ve elbette sürdürülebilir. Kim ne yapabilir? Bu önemli. Elimiz neye erer? İş birliklerini nasıl planlamalıyız? Herkesin üzülmekten yorgun olduğu bu coğrafyada zamanı hangi motivasyonlarla lehimize çevirebiliriz? Hızla değişen gündemi takip etmenin aksine gündemin kendisi olabilmek… Yarattıklarımızın, işleyen bir makinenin dişlileri gibi uyumla birbirini tamamlaması. Bahsettiklerimin dili, kökeni, sosyal sınıfı, statüsü falan yok. Ekonomiyse zaten dibe vurmuş. Başımıza daha ne gelebilir? Filmlerde bu repliğin sonrası pek iyi olmuyor dediğinizi duyar gibiyim, benim de aklıma geldi, yine de soruyu silmeyeceğim. Yolumuzu kaybettikçe okumamız için yazının tanıklığında dursun.

Tam da bu noktada kötülük mitinden bahsetmek istiyorum. Hepimizin zihninde yeni pencereler açılsın. Epey uzun zamandır kafamı kurcalayan kötülük konusu, bence pek çok sorunun kökenine inerken açıklayamadığımız boşluğun ta kendisi. Richard J. Bernstein’a göre, bir kişinin eylemlerini arka planıyla, eğitimiyle, karakteri ve koşullarıyla izah etmek için sosyal disiplinleri ve psikolojiyi ne kadar yoğun kullanırsak kullanalım, bu “asla bireylerin yaptıkları seçimleri neden yaptıklarına ilişkin tam bir açıklama teşkil etmez. İzahatımızda her zaman bir boşluk, bir “kara delik” bulunur”. Kötülük fikrinin bir cazibesi de bu boşluğu doldurabilmesidir. Ancak kötülük fikrinin kendisinin bir kara delik, bir boşluk olması problemi varlığını sürdürür ve durum böyleyse çözüm sandığımız şey bir yanılgıdan ibarettir.

Phillip Cole’a göre, kötülük fikri felsefi, psikolojik veya dini bir kavram değildir. Dünya tarihine dair büyük anlatılarda oynayacak rolü olan mitolojik bir kavramdır. Birilerini kötü olarak tarif etmek o kişiler hakkında bir şey söylemek değil, onları bir anlatı gücünün mağdurları olarak, bir hikâyede belirli ve yazılmış bir rolü oynayan karakterler olarak konumlandırmaktır.

Öyleyse hikayemizde güvenli sınırlara sahip olmak önemli değil mi? Sınırlarımızı duyduğumuz korkularla çizeriz. Peki korkulan düşman? Kim olduğumuza dair en derin korkularımız ve güvensizliklerimiz biçiminde her zaman içimizde. Bu korkular politik iktidar ve meşruiyet mücadelesinde sömürülür. Bu korkulara verilecek yanıt; bulmamız, sıkıca tutunmamız ve korumamız gereken şey, insanlığın gerçek birliğidir.

Umut diye başlasam da yazının devamı pek öyle gitmedi. Şimdi sonuna süslü cümleler koyarak allayıp pullamak gerçekçi olmayacak. Demek ki içinden çıkmak için boğazına kadar batmak da yetmiyor karanlığa. Unutmamak gerek... Başımıza gelenlerden çıkardığımız dersler de yetmez. Çünkü artık çok iyi biliyoruz ki biz öğrenmedikçe ders devam eder. Yanan ormanlarımızın isi burnumda, boğazımda düğüm, her türlü kötülüğe direnen zeytinliklerimizin sonsuz gölgesinde selamlayabiliyorum yeni günü.

Kaynak: Cole, Phillip. Kötülük Miti (Çeviren: Reha Kuldaşlı), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2022.