Tunç Soyer ve Şenol Aslanoğlu için son anda alelacele bir ‘zimmet davası’ oluşturup oradan da tutukluluk kararı verildiğinde ‘kooperatif davasından artık içerde tutamayacaklarını anladılar, yeni bir dosya üretiyorlar’ diye düşünmüştüm. Nitekim ilk dosyadan tahliye kararı verildi / verilmek zorunda kalındı ama elde yedek dosya olduğu için Soyer ve Aslanoğlu yeniden hücreye gönderildi. İkinci dosyanın içi, ilkine göre daha da boş ve Soyer ile hiç ilgisi yok!

Türkiye’de ‘siyasi tutsaklık’ için dava dosyalarının sağlam kanıtlara, güçlü iddianamelere ihtiyacı yok, yargı sopasının harekete geçmesi yetiyor. Hele bir de arkada ‘işbirlikçiler’ varsa iş daha da kolaylaşıyor. Siyasi davalar artık, ‘Suç yok ceza var’ mottosuyla yürüyor sadece bu da yetmiyor, yargı süreci büyük ölçüde kişiyi ‘psikolojik olarak yıldırma ve çökertme’ amacı da güdüyor.

Mahkeme heyeti ‘tahliye’ diyor, insanlar seviniyor ama bir bakıyorsunuz son kertede alelacele oluşturulmuş bir başka dosyadan yine hücreye gönderiliyor. Misal, Şenol Aslanoğlu’na yapılan zulüm nedir, adamı ev hapsine gönder sonra onu da kaldır ve sonra yine tutukla!.. Hangi psikoloji buna dayanır?

Soyer bu psikolojik yıldırma taktiklerine dayanır da, son duruşma öncesi çağrı yapmasına karşın, özellikle partiden katılımın bu kadar az olması ve yalnız bırakılmasına nasıl dayanır bilmem? Bu daha zor bence!

Yalnızlık ve arkadan hançerlenmişlik duygusu en kötüsüdür muhtemelen! Ancak Mart ayında yapılacak duruşmada artık tahliye edilme ihtimali iyice yüksek olan Soyer, dışarı çıktığında bence İzmir’de CHP siyaseti daha da hareketlenecektir.

Çünkü konuşacak ve mahkemelerde yaptığı savunmaları, kendi cephesinden olayların neden ve nasıl böyle geliştiğini İzmirlilere anlatacaktır. Partide kendisinin mağdur edildiğine, haksızlığa uğradığına inanan bir kitle olduğunu da düşünürsek bu açıklamalar ses getirecektir.

ERDOĞAN’IN KILIÇDAROĞLU’NA TEŞEKKÜR BORCU

Son genel seçimlerde Kılıçdaroğlu’nun CHP listelerini altılı masanın, oylarını toplasan yüzde iki üçü bulmayan küçük partilerine sonuna kadar açmasının sonuçlarını o gün bugün yaşayıp görüyoruz. Mensubu oldukları küçük partilerine de aidiyet hissetmeyen, CHP seçmeni sayesinde kapağı Meclis’e atıp sonra peş peşe iktidar partisine geçen milletvekillerinden söz ediyorum.

Erdoğan, Meclis’te sandalye sayısını 275’e çıkardı, bunun için Kılıçdaroğlu’na ne kadar teşekkür etse az!... Karşılığında mutlak butlan ile CHP’yi yine Kılıçdaroğlu’na teslim etmek istedi ama mümkün olamadı; olsun şimdi DEM var, Anayasa referandumu için 330 bu bir şekilde bulmayı başarırlar gibi görünüyor. Bakalım belki sandıktaki ilk ders bir referandumla verilir, belli mi olur!..