Kabile, aşiret, prenslik, beylik, din, devlet savaşları binlerce yıldır süregeldi. Yönetimi elinde bulunduranların egemenlik arzusu zaman içinde değişti, para sahibi olanların, sermaye sahibi olanların iktidar sahiplerini yönettiği bir sistem haline dönüştü. Sanayi devrimi sermaye birikimini hızla artırırdı. Teknolojik gelişim ise hem sermaye artışında gruplaşmayı sağladı hem de savaşta üstünlük sağlama oranını artırdı.
Bir başka anlatımla, tüfek icat oldu mertlik bozuldu, toplar, tanklar, uçaklar derken füzeler, nükleer silahlar, yaratılan dijital dünya yaşamı da yaklaşımı da değiştirdi. El emeğinden makine gücüne, otomatik makinelere, yapay zekalı makinelere geçildi.
Bu geçişler sırasında Osmanlı İmparatorluğu gelişime ayak uyduramadı ve bazı milletler, topluluklar Osmanlı’dan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun oluşturduğu İttifak Devletleri’ne karşı savaşan İtilaf Devletleri savaşı kazandı. İtilaf Devletleri’ni İngiltere, Fransa, Sırbistan ve Rusya İmparatorluğu oluşturdu, sonradan İtalya, Yunanistan, Portekiz, Romanya ve ABD bu oluşuma katıldı. İttifak Devletleri’ne sonradan katılan Osmanlı İmparatorluğu ise Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan tarafta olduğu için, savaştan sonra parçalanmaya devam etti.
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi / Ateşkes Anlaşması ile Osmanlı Devleti boğazlar, demir yolları ve limanların kontrolünü İtilaf Devletleri denetimine verdi ve Anadolu’nun işgalinin altyapısını hazırlamış oldu. 15 Mayıs 1915’te İzmir’in işgali ile başlayan hareket Anadolu’nun stratejik bölgelerinin İtilaf Devletleri’nce işgaline kadar uzandı.
Sonra ne oldu? Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen savaş Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri ve ordularını yendi ve Lozan Anlaşması ile sınırlarımız çizildi.
Osmanlı’yı parçalayanlar o günden bugüne dek hala Türkiye’yi parçalamak istiyor. Değişik tezler ve satın aldıkları işbirlikçilerle Cumhuriyet’in kuruluşuna engel olmak istediler ve hemen çıkarılan isyanlarla Cumhuriyetimizi yok etmeye çalıştılar. Ama olmadı. Neden olmadı? Birincisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin Türk kabul edilmesi, ikincisi de “yurtta barış dünyada barış” hedefi. Evet tüm tahriklere karşın Türkiye bugüne dek dimdik durdu.
Öte yandan Atatürk döneminde uçak yapan Türkiye, sonradan uçak fabrikasını soba, gazocağı fabrikasına çevirdi. 100 Yıl sonra şunun farkına vardı; kendini koruyamıyorsan teslim olursun. Bunun için uçak yapmaya başladı. 1974 Kıbrıs Çıkarması’nda Kaddafi kendi elleriyle yedek parça yüklemeseydi helikopterlerimiz uçamayacaktı. Onun için Türkiye helikopter yaptı. Daha sonra tank yaptı, İHA, SİHA, füze yaptı.
Türkiye sadece Türk Cumhuriyetleri’ne değil, Afrika’nın güneyindeki ülkelere de destek oldu, onları örgütledi. Fransızlar Afrika’dan atılmaya başladı. Her yerde Türk dediğiniz zaman size sevgiyle sarılıyorlar. Arap ülkelerinde çalışırken, gezerken bunlara tanık oldum, Çok mutlu oldum, ülkemiz adına gururlandım.
Şimdi geldiğimiz aşamada Türkiye dünyanın önde gelen savaş ve savunma sanayicileri arasında üst sıralarda yer alıyor. Güçlü olursanız etkiniz olur. İşte Türkiye’nin bu gücünü kırmak için birçok ülke yeni işbirlikçilerle yeni teorilerle halkları birbirine düşürmeye çalışıyor.
Örneğin, Trump’ın Gazze’yi kendi inşaatçılarıyla turistik tatil köyü haline getirmeyi hedeflediği biliniyor. Gazze’deki Filistinlileri ise başka ülkelere yollamayı planlıyorlar. İsrail’in, bağımsızlığını ilan eden Somaliland’i tanıyan ilk ülke olması ilginçtir. Sadece Filistinlilerin oraya tehciri açısından değil Türkiye’nin Somali’deki planlarını bozma açısından da çok kritik bir hamledir. Erdoğan’ın bu konudaki tepkisi çok olumlu ve önemlidir. Somali ve Somaliland konusunu ayrıca anlatacağım.
Değerli Okurlarım, Sevgi ve dayanışmanın herkes için içselleştirildiği bir dünya olsun istiyoruz. İktidar, güç ve zayıfları köleleştirme çabalarının sonucunun tarihte hiç kimse için olumlu sonuçlanmadığı bilinmeli. Hiçbir kimsenin de iktidarının sonsuza dek sürmediğini anımsamalıyız. Güç sahibi olanlar yaşadıkları sürece topladıkları paranın bekçiliğini yaparlar, zira kefenin cebi yoktur. İnsanların mutluluk ve refah içinde yaşamalarını, 2026’nın bunun başlangıcı olmasını dilerim.