Bazı siyasi yaklaşımların İzmir’e eziyet çektirmekten mutlu olmasına hayret etmemek mümkün değil. İzmir halkı vergisini zamanında ödesin, yatırımlardan her zaman minimal pay alsın. Parti başkanları, başbakanlar İzmir’den milletvekili olsun fakat İzmir’e doğru dürüst yatırım yapılmasın, tam tersine İzmir’in doğası yandaşlara peşkeş çekilip betonla doldurulsun.

İzmir karşıtlığının, İzmir düşmanlığının bir nedeni mutlaka olmalı. Aklıma Fesli Kadir geliyor, “keşke Yunan kazansaydı” diyen. Kadir Mısırlıoğlu İstanbul’da Üsküdar'daki Nasuhi Mehmet Efendi Camii avlusuna defnedildi. Cenazesine katılanlara bakarsanız müritlerinin ne kadar güçlü olduğunu görürsünüz. Fesli Kadir’in bakış açısının temeli şöyle: "Mustafa Kemal'in hilafeti yıkmak üzere İngiltere ile anlaşması sonucu Anadolu Yunan işgaline uğramıştı!"

Yani 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali ile başlayan Türk Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de yine İzmir’in kurutuluşu ile sona erdi. Keşke Yunan kazansaydı diyen kişi kimin ajanıydı? Orası bir başka inceleme konusu ama İzmir’in Türkiye’de Kurtuluş Savaşının başlamasına ve kurtuluşuna neden olan varlığı birçok siyasetçiyi rahatsız etmektedir.

Türkiye’nin çağdaş yüzü olan İzmir’e yüz yılı aşkın bir süredir “Gavur İzmir” deniyor. Bunun nedeni İzmir’i, İzmirlileri yıpratmak. İzmirliler bundan etkileniyor mu? Tabii ki hayır.

Bir başka konu da Amerikan stratejisi olarak İzmir’e Anadolu’dan gelen göç sonucu İzmir’in de “Anadolulaşması”. Bir başka ifade ile, bir zamanlar Anadolu’da egemen olan muhafazakar partilerin İzmir’i de ele geçireceği. AKP gelince bu strateji tamamen İzmir’in çağdaş duvarına çarptı. Siyasi partilerin algılayamadığı bir gerçek var ki, Ankara’dan bunu görmek olanaksız. O da İzmir’e gelen herkes kendi kültürünü İzmir’e taşır, doğrudur. Ancak İzmir’e gelen herkes İzmir’in havasına “entegre” olur. Zira batıya bakan çağdaş düşünceyle, İzmirliler için arkadaşının, komşusun siyasal kimliği, ırkı, mezhebi hiç önemli değildir. Önemli olan insanın iyiliği, güzelliği, Akdeniz ikliminin verdiği muhabbeti ve dostluğudur.

Dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyenler, ülkedeki tüm “işbirlikçilerle” genelde bir aşama katedebilirler ama İzmir’de asla!

Evet, İzmirliler ne kadar eziyet çekerlerse çeksinler, olabildiğince mutlu olmaya çalışan insanlardır. Sabahları birbirine günaydın diyen komşular, güler yüzlü esnaflar birçok yerden İzmir’e gelenleri şaşırtıyor. Zira geldikleri yerde tanımadığı kişilere bile söylenen “günaydın” onlar için neredeyse unutulmuş bir sözcük.

Perakendeciler derneği Ankara ve İstanbul’daki üyeleri için kırmızı et ve tereyağı fiyatlarını Ramazan ayı sonuna kadar sabit tutacaklarını ilan etmiş. Kırmızı eti nereden alıyor, tereyağı nereden geliyor? Bunların içinde ne var, aslında araştırmak gerekir. İzmir neden dışarıda tutuldu? Tutulsun, bir zararı yok. İzmir’de şehitler ve ölmüş aile bireyleri için lokma dağıtımı Türkiye’nin neresinde var? Meydanlarda lokma dağıtımı, ihtiyaç sahiplerine belediyelerin sessiz sedasız Ramazan kolisi dağıtımı, fakirlere yoksullara destek olan iş adamları, orta halli ailelerle İzmirli bir büyük aile gibi.

İzmir’de yaşamayan bunu anlayamaz…