Yaklaşık bir haftadır yazım için aynı konu üzerine düşünüyorum. Bir sağından bir solundan tutuyorum ama bir türlü elime alamıyorum. Çünkü benim ele alabileceğim bir konu değil. Ya da ele almam gerekecek kadar haddim olmadığını düşünüyorum.

Çünkü haddim değil. Konu aklıma düştüğünden beri insanların her konuda fikrini belirtebilip kaygılanmayacağı kadar temiz ve kargaşasız bir ülke düşlüyorum. Düş işte, fazla sorgulamayalım.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesi ile geçmişte kadın arkadaşlarımla veya annemle tatlılıkla tartıştığım konular iyice hortladı. Hala aynı düşünüp düşünmediğimi anlamak için kendi içimde bütün tartışmaları tekrar simüle ettim. Ülkedeki problemleri kafaya takacağım kadar büyüdüğümden beri bu problemleri muhatapları ile tartıştım. Siyasal problemleri çevremde siyasetten en çok kim anlıyorsa onunla, din meselelerini sözlerine inandığım zamanlarda (çok küçükken) cami hocalarıyla, tarihi çatışmaları tarih dersi öğretmenimle, kadın meselelerini de annemle ya da kız arkadaşlarımla tartışmaya çalıştım. Öğrenmek, problemlerin temelini anlamak için ve yanlış bildiğim bir şey varsa anlamak için tartıştım tabii. Hemen hemen hepsini konunun muhataplarıyla tartışabildim. Biri dışında, kadınlar… Tartışmayı çok sevdiğim için sorduğum, “tartışalım, belki sorunu anlar ve çözeriz” minvalindeki sorularım çoğu kadından, “Sorun zaten sizsiniz. Ataerkil sistem yüzünden kadınlar bu zorlukları yaşıyor. Burada özne biziz, bir şeye de burnunuzu sokmayın” gibi cevaplar aldım. Haklılardı.

Bu yüzden 25 Kasım günü bu konuyu yazmak istediğim halde “benim üzerime düşmez” diye düşündüğüm için iktidarın kaçtığı gibi kaçtım kadın eylemlerinden. Ama beceremedim. Çünkü çok kalabalıklar. Sesleri her sokağın başından duyulacak kadar yüksek çıkıyor. Tam bitti dediğim anda vapur iskelesinin önünde başka bir eyleme denk geldim. Vapuru beklerken bir yandan dinledim. Konuşmacı, öldürülen kadınların isimlerini saydı; Rojin, Ceren, Özgecan, Münevver, İkbal, Emine… Orada dank etti kafama. Bu isimlerin ailelerini düşündüm. Aklıma annem, kız kardeşim, kız arkadaşlarım, sevgilim geldi. Bir gün onların da ismi eylemlerde okunabilir diye düşünüp yazmaya karar verdim. Evet haddim değil, ama haddi olmayanların kürsülerde haddini aşan cümleler kurduğu bir ülkedeyiz sonuçta.

Mesela bugün kürsüde, "Bu konuda siyasi hayatım boyunca büyük bir hassasiyet ve kararlılık içinde oldum" demiş birisi. Ve şöyle devam etmiş: "Burada mesele istatistikler değil, tek bir hanım kardeşimiz bile şiddete uğruyorsa küçük kıyametin koptuğunun habercisi." Ne kadar da güzel konuşmuş. Ama arşiv unutmaz. Aynı kişi 2011 yılında kadına şiddetin abartıldığını söyleyerek, “Bugün artıyormuş gibi lanse edilen şiddet, esasen daha önce bilinmeyen, gizli-kapalı tutulan, aslında artık azalmaya da başlayan vakaların abartılmasından başka bir şey değildir. Muhalefetten de medyadan da bu meseleyle ilgili olarak sorumlu yaklaşım bekliyor, istismar değil dayanışma ve sorumluluk duygusuyla şiddeti en aza indirebileceğimiz uyarısını yapıyorum'' diye devam ediyor cümlelerine. Kadına şiddetin abartıldığını söylediği 2011 yılında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre 121 kadın cinayeti işlenmiş. Bu rakam 2025 yılının ilk 9 ayında 290 olarak kayda geçmiş. Bu kadınların 123’ü evli olduğu erkek tarafından öldürülmüş. İktidarın “aile yılı” adını verdiği yılda… Gerçi siyasiler ne diyorsa tam tersi doğrudur bu ülkede. Türkiye bir hukuk devletidir, Eğitim sistemimiz örnek gösteriliyor, Avrupa bizi kıskanıyor…

Ne demiştik, arşiv unutmaz. “Aile yılı” diye tutturan zihniyetin cümleleri ile devam edelim. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bayramlaşma töreninde konuşuyor, “Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.” Bu açıklamadan iki yıl önce dönemin Başbakanı Erd….’ın kürtajla ilgili açıklamalarının ardından Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Tecavüz çocuğuna devlet bakar” ifadelerini kullanıyor, evet sağlık bakanı… Topraktan jelibon çıktığına inanan Melih Gökçek ise Samanyolu Haber’deki “Günlük” programında, “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor? Anası çeksin, anası ölsün. Acılar bu işi meşru hale getirmez” diyor. Evet, Samanyolu kanalında… Evet, Melih Gökçek… Evet, jelibon hem de topraktan… Bu ekip ne diyorsa tam tersi doğrudur cümlesini bu ifadeler oldukça destekliyor sanırım.

Sonuç olarak “insanların her konuda fikrini belirtebilip kaygılanmayacağı kadar temiz ve kargaşasız bir ülke düşlüyorum” sözüme istisnalar ekliyorum. Herkes her konuda da fikrini belirtmesin. Bu tarz fikirleri olanlar mümkünse sussun da kadınlar kendi problemlerini kendi dillendirsin, isyan etsin ve çözsün; çok uzun süredir belli ki bunlar çözemeyecek.

Ha bir de:

'Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu odur. '

- Nietzsche