14 Şubat geldi. Çiçekçilerde gül fiyatları asgari ücretten hızlı yükseliyor. Pastaneler kalpli pasta yapıyor, kalbi kırık olanlar ise ekmek arası mantık yemeye devam ediyor.
Bugün dünyanın en büyük toplu tiyatrosu sahneleniyor.
Adı: “Çok Mutluyuz Canım.”
Sevgilisi olanlar sabahın köründe story atıyor:
“Ben dünyanın en şanslı kadınıyım.”
Altında etiket, kalp, sonsuzluk işareti, bir de İngilizce bir şeyler.
Akşam kavga çıkarsa story sessizce siliniyor.
Aşk baki, içerik geçici.
***
Sevgilisi olmayanlar ise ikiye ayrılıyor:
- “Ben zaten bu düzene karşıyım.” diyen entelektüel yalnızlar.
- “Bugün de sporumu yapıyorum, aşk falan umurumda değil.” diye 43. reels’i izleyenler.
Bir de “ilişkisi var ama yok gibi olanlar” var. Onlar en dramatik tür.
Ne story atabilirler ne de atmayabilirler.
Gül gelirse suçluluk, gelmezse sorgulama.
Aslında 14 Şubat bir aşk günü değil.
Bir performans günü.
Kim kimi ne kadar seviyor, kim ne kadar harcıyor, kim ne kadar romantik rolü kesebiliyor… Hepsi bugün sahnede.
***
Aşk dediğin şey 14 Şubat sabahı kahve yapıp “şeker ister misin?” diye sormaktır.
Ama kimse bunu story yapmaz. Çünkü filtresi yok.
Ben şahsen 14 Şubat’ı şöyle kutluyorum:
Çiçek, çikolata beklemiyorum, romantik mesaj kovalamıyorum.
15 Şubat indirimlerini bekliyorum.
Aşk pahalı olabilir ama akıllılık bedava.
Sevgilisi olanlara mutluluklar,
Olmayanlara huzur,
Kararsız olanlara netlik,
Herkese de düşük faiz diliyorum.
Çünkü bu ülkede kalp kırılmasından çok kredi kartı limiti yoruyor insanı.