CHP’li belediyeler ve başkanları üzerindeki derin siyasi baskı, hukuksuz uygulamalar var gücüyle devam ederken, hiç ihtimal verilmese de ‘İzmir de topun ağzında mı’ sorusu hep akıllardaydı.
Neden ihtimal verilmese de dedim, çünkü Cemil Tugay iktidarla polemiğe girmeyen, tüm bu zorlu süreçlerde düşük profil vermeyi tercih etmiş bir başkandı. Yani pek öyle iktidarın radarına girecek gibi durmuyordu. Kaldı ki sendikalarla olan kavgalarını da iktidar kanadı memnuniyetle izliyordu.
Cemil Tugay daha çok önceki dönemin projeleri ve icraatlarına odaklanmış, oralardan bir şeyler çıkarmaya çalışan bir başkan görüntüsündeydi. Sanki Tunç Soyer’le kişisel bir husumeti vardı ve yönetimi AKP’li bir başkandan devralmış gibi devr-i sabık yaratmaya çalışan bir tutum içindeydi.
Önceki dönemin projelerini ise büyük ölçüde değersiz ve gereksiz buluyordu. Bakanlık müfettişlerinin yaptığı denetimler yetmemiş kendisi özel olarak denetimler yaptırmış, özellikle İZBETON’u radarına almıştı.
Nitekim bu işin sonunda bir sürü bilgi ve belge savcılığa intikal edince yargı da ayağına gelen topu gole çevirmeyi ihmal etmedi. Bu fırsat kaçar mıydı? Görevdekini alamıyorsan, eskisini alırsın, yine belediye içindeki kadroları toplarsın, İzmir’i de bu yıkımın içine sokarsın… Tam da böyle oldu…
Güzelim İzmir’de CHP örgütleriyle, belediyeleriyle, çalışanlarıyla, başkanlarıyla, milletvekilleriyle birbirine girdi, kaos aldı başını gitti…
Şimdi bu süreçten kim kazanarak çıkar derseniz; ilk sırada Tunç Soyer var. Unutulmuş, kenarda bırakılmış, genel merkezle arası kötü durumdayken, haksız yere hapse atılan, mağdur edilen, genel başkandan tam destek alan bir figüre dönüştü.
Sorunsuz, şikayetsiz bir kooperatif üyeliği süreci yaşayan oldu mu bilmem varsa da istisnadır. Tunç Soyer inşaat maliyetlerinin büyük artış gösterdiği bir döneme denk gelen bu projeyi belli ki ikinci başkanlık döneminde toparlayıp bitirmeyi hedefliyordu; olmadı. Yeni yönetim, süreci götürmediği gibi üzerini gömdü, onlarca insan mağdur oldu, hapse girdi.
Tüm bu yaşananların kaybedeni kim derseniz, ne yazık ki Cemil Tugay oldu. Her ne kadar kendisi kabul etmese de parti örgütleri ve kamuoyu bir önceki başkanı ve onlarca üst düzey bürokratı hapse gönderen gelişmenin mimarı olarak artık Cemil Tugay’ı görüyor. “Şüyuu vukuundan beterdir” diye bir laf vardır, tam da bu…
Oysa İzmir, pek çok büyük şehirde yaşanan bu siyasi deprem döneminde yıldız gibi parlayabilir, arkasındaki halk desteğıyle Türkiye’ye ışık saçabilirdi; olmadı… Kendi topuğuna sıktı!
Hani hep denir ya, ‘İzmir CHP’nin kalesidir, amiral gemisidir vs..’ değildir! İzmir CHP için ‘çantada keklik’ hiç değildir… Seçmen eğiliminde, sağ liberal ama özgürlüğüne düşkün, yaşam şekline bağlı, Atatürk ilkelerini savunan bir yaklaşım çoğunluktadır. AKP’yi bu anlamda ‘tehdit’ olarak gördüğü için bu iktidar döneminde CHP’li belediye başkanlarını yerel yönetimlere seçmiştir. Önceki dönemlerde İzmirli seçmen sağ partileri yerelde iktidar yapmıştır… Ama saçmalıklara, beceriksizliğe ve egolarla bezenmiş iç çatışmalara verecek cevabı da vardır!