Görsel, işitsel, yazılı medyanın haber portallarının vazgeçilmez temel görevi; demokratik medya düzeninde kamu hizmeti anlayışıyla halkı doğru bilgilerle bilgilendirmektir.

Medya, bir başka anlatımla kitle iletişim araçları; ‘’kamu yararı’’nı önceleyerek ‘’kamu hizmeti’’ anlayışıyla yayın yapmakla yükümlüdürler.
Bu yükümlülük; temelde, medyanın kamu ya da özel sektör kurumu olmasından bağımsız bir konudur.

Bu nedenle; medya ister kamu, isterse özel sektör kuruluşu olsun, ‘’kamu hizmeti’’ vermekle yükümlüdür.
Bu bağlamda; iletişim özgürlüğü de gazetecinin ‘’bireysel’’ özgürlüğü değil; halkın bilgi edinme ve haber alma hak ve özürlüğüdür.
Dolayısıyla medya özgürlüğünün, iletişim özgürlüğünün gerçek sahibi; halkın kendisidir.

Kitle iletişim araçları ve gazeteci-yazar kimliğini taşıyanlar; iletişim özgürlüğünü ‘’kamu hizmeti-kamu yararı’’ anlayışıyla halk adına kullanırlar.
Genel anlamda özgürlük, özelde de basın özgürlüğü; sorumluluğu da beraberinde getirir.

Diyebiliriz ki; özgürlük ve sorumluluk, ‘’DEMOKRATİK MEDYA DÜZENİ’’nin iki taşıyıcı kolonudur. Bu taşıyıcı kolonlardan biri yoksa; ‘’DEMOKRATİK MEDYA DÜZENİ’’ ayakta kalamaz, çöker.

Medya çıkar kurumuna hizmet veremez

Medyanın ya da basının demokratik düzende YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI ile birlikte ‘’DÖRDÜNCÜ’’ güç olarak yer almasının nedeni de ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUĞU ‘’ortak payda’’ da buluşturarak hizmet vermesidir.
Buradan hareketle varacağımız nokta şudur:
Hükümete, siyasi partiye, sermaye sınıfına, herhangi bir çıkar kurumuna ‘’hizmet odaklı’’ yayın yapan medya organı ‘’kamu hizmeti’’ yapmış olmaz; bir ‘’güç odağı’’na hizmet eden ‘’PROPAGANDA AYGITI’’na dönüşmüş olur.
Öte yandan; kitle iletişim araçları, medya organları, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Medya, halkı doğru bilgilerle bilgilendirmez, ‘’PROPAGANDA AYGITI’’ gibi yayın yaparsa; böyle bir ortamda halk, seçimlerde sağlıklı bir ‘’karar’’ veremez ve böylece ‘’ULUSAL İRADE’’ de doğru bir şekilde tecelli etmez.

Nasıl ki; YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI arasında ‘’GÜÇLER AYRILIĞI’’nın olmadığı bir ortamda demokrasiden ve ‘’HALK İRADESİ’’nden söz edilemezse; aynı şekilde, hükümet, siyasi parti, medya ve sermaye sınıfı arasında ‘’GÜÇLER AYRILIĞI’’nın olmadığı koşullarda da özgür basından ve demokrasiden bahsedilemez.

Bu nedenle; ‘’GÜÇ ODAKLARI’’ medyayı kendi çıkarları için yönlendirmeye, kullanmaya çalışırlar.
Bu bağlamda; kitle iletişim araçlarında hangi habere hangi oranda ve genişlikte yer verileceği, hangi siyasetçinin ne kadar sıklıkla televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında, haber portallarında yer alacağı ‘’nesnel’’ ve ‘’bağımsız’’ medya yöneticileri tarafından belirlenmelidir.
Bunun yerine ‘’GÜÇ ODAKLARI’’ bu seçimi yaparlarsa; bu tercihte ‘’KAMU YARARI VE KAMU HİZMETİ’’yoktur, bu özgürlüğün adı da, ‘’MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ’’ değildir.

Hangi önlemler alınmalı?

Halkın medya organlarına olan güveninin azalmaması, vatandaşın medyadan uzaklaşmaması ve medyanın demokratik gelişmeye katkı vermesi için alınması gereken önlemler, şunlardır:
Özel sektörde medya sahibi olanların başka bir ticari faaliyet içinde bulunmaması,
Medyada Kartelleşmenin, tekelleşmesinin önlenmesi, medya sahiplerinin birden fazla medya organına sahip olmasının önlenmesi,
Medya sahiplerinin kamu ihalelerine katılmalarına izin verilmemesi,
İletişim fakültelerini ülke düzenine yaymak yerine, teknik ve teorik bilgilerin yanında basın ahlakı konusundaki dersler daha kapsamlı, etkin ve yaygın bir şekilde okutulmalıdır.

SONUÇ OLARAK:

Medya özgürlüğü halkın özgürlüğüdür.
Medya özgür değilse; halk da özgür değildir.
Medya özgürlüğü, demokrasinin taşıyıcı kolonudur.
Medya özgürlüğü, aynı zamanda demokrasinin kalitesini belirler.