Büyümeden, gelirden, kalkınmadan alınan payın dağılımı; görülmemiş bir şekilde bozuldu. Gelir dağılımı adaletsizliğini toplumun çok büyük bir çoğunluğu iliklerinde hissediyor. Doğrudur, ekonomi büyüyor, ancak ne var ki; büyümeden çok büyük bir payı, çok küçük bir azınlık alıyor.

Ulusal gelirdeki artış; emeğe, emekçiye, çalışan kesime yansımıyor. Daha açık bir anlatımla; büyümenin dağılımı çalışanın, alın terinin aleyhine. Her geçen gün zenginle yoksul arasındaki ‘’uçurum’’ biraz daha açılıyor.

Bu bağlamda; yardıma muhtaç aile sayısı 4,5 milyonu aştı. Genel sağlık sigortası borcunu ödeyemeyenlerin sayısı da 9,5 milyonu geçti.

25 MİLYON KİŞİ AÇLIK SINIRINDA

Türkiye neredeyse ‘’AÇLAR ÜLKESİ’’ haline geldi. 25 milyon yurttaşımız açlık sınırında bir yaşam mücadelesi veriyor. Vatandaşlarımızın yüzde 90’ı markette, pazarda indirimli ürün peşinde. İnsanlarımız elmayı, portakalı, domatesi ’’TANEYLE’’ alıyor. Emeklilerimiz pazara dağılma vaktinde gidiyor ki ucuza alabilsin. Vatandaşın borç yükü 5.1 trilyonu buldu. Yoksulluk giderek yaygınlaşıyor, derinleşiyor.

BORÇ-FAİZ -VERGİ KISKACI

Ülkemiz ‘’borç, faiz, vergi’’ kıskancında. Dış borcun faizi, vatandaşın borcunun faizi ‘’ÖDENEMEZ’’ bir boyuta ulaştı. Vergi adaletsizliği, özellikle de ‘’DOLAYLI’’ vergilerdeki artış, hepimizin belini büküyor.

Ekmeğe, suya, elektriğe, petrol ürünlerine, iğneden-ipliğe her şeye KDV ve ÖTV ödüyoruz. Üstelik bu vergi türünü zengin de ödüyor, fakir de ödüyor. Bu ‘’adaletsizlik’’ değilse nedir?

Bu arada; sanayi üretimi büyük ölçüde dışa bağımlı hale geldi. Tarım ‘’çöktü’’ ithalata dayalı bir hal aldı.

Dış ticaret açığı bir yılda yüzde 110,5 oranında arttı. Yoksulluk sınırı 100 bin TL’ye, açlık sınırı da 30 bin TL’ye yaklaştı. Bu tablo sürdürülebilir değildir. Bu arada; TÜİK’ in verilerine göre bütün sektörlerde az çok büyüme görülürken tarımda keskin bir düşüş var.

Tarımda yıllık bazda % 12,7 oranındaki küçülme, bir anlamda vatandaşın sofrasının da küçülmesidir. Tarımda-hayvancılıkta üretici para kazanmıyor, vatandaş sofrasına tarım ürünlerini koyamıyor. Türkiye’ de tarımsal üretim düşüyor. Buğday ithalatı geçen yıla göre iki kat arttı. Hayvan varlığımız azalıyor. Sığır varlığı %4 azalarak 14,3 milyona indi.

Canlı hayvan ithalatında dünya ikincisiyiz. Özetle; tarımda dünyanın en stratejik ürünü BUĞDAYDIR. Buğday ithal ediyoruz. Buğday ithalatı geçen yıla oranla iki kat arttı.

Tarımsal tablo da sürdürülebilir değildir.

SONUÇ OLARAK;

Büyümeden büyük payı küçük bir azınlık alıyor. 25 milyon kişi açlık sınırında bir yaşam sürdürüyor. Tarımda dışa bağımlı hale geldik, vatandaşın sofrası daraldı. Bu tablo; sürdürülebilir değil.