Gündemin tepesindeki Venezuela’nın iki dünya şampiyonluğu var: Petrol rezervleri ve güzellik kraliçeleri. Mitolojiden beri biliriz ki, güzellik başa beladır, Troya’lı Eleni’den bu yana nice saraydan kaçırmalara ve savaşlara neden olmuştur.
Petrol uğruna savaşlara alıştık ama, medeniyet ilerledi, Trump sayesinde saray basıp insan kaçırmaya ilk kez tanık oluyoruz.
ATATÜRK VE BOLİVAR
Petrol konusunda uzmanlığım yok ama herkes gibi ben de güzellikten biraz anlarım. Ta Venezuela başkenti Karakas’lara kadar gidip kaynağında incelemişliğim vardır!
1995 yılının sonbaharında, tüm reyting rekorlarını paramparça etmiş Arena programının editörü olarak Venezuela’ya gitmiştim. Karakas’ın Baruta semtinde bir meydana büyük bir Atatürk heykeli dikiliyordu.
Latin Amerika’nın ulusal kahramanı Bolivar’ın coğrafyasında Atatürk’ü anmak bana anlamlı gelmişti.
Gazeteci damarım kabardı, oraya kadar gelmişken niçin bu kadar çok güzellik kraliçesi çıkardıklarını öğrenmek istedim. Benim haftalık Editör’ün Köşesi için iyi bir konu olabilirdi. Yerel belediye başkanına söyledim. Eski bir “telenovela” yıldızı olan başkan, “Bizde güzellik kraliçeliği köklü bir toplumsal kurumdur, okulları vardır, isterseniz sizi en yüksek okulun müdiresi ile tanıştırırım” demez mi!
Gazetecilikte şans da önemlidir. Hemen kabul ettim tabii.
GÜZELLİK OKULU
Ertesi sabah kameraman Metin’le okulun yolunu tuttuk. Önce etrafta hiç kimse yoktu. Meğer o sabah okul gezisi varmış. Biraz sonra iki otobüs geldi ve gençler otobüslerden inmeye başladılar.
Aman ki aman! Hepsi huri gibi, birbirinden güzel genç kızlar…
Metin’e, “Buraya gelirken kaza filan geçirmedik değil mi?” dedim. “Cennete filan gelmiş olmayalım!” dedim.
Kızlar kamerayı görünce etrafımızı sardılar, bize İngilizce sorular sordular. Bazıları İstanbul’un nerede olduğunu bile biliyordu. Hatta birisi mikrofonu kapıp CNN muhabiri gibi “I like İstanbul very much!” demez mi!
Kameraya bakmasını, hafif yan durmasını filan çok iyi biliyorlardı. Okulda böyle şeyler öğretiliyormuş.
Güzellik yarışmalarına hazırlık, ülke çapında, ortaokulda başlıyormuş. Elene elene en üst yarışmaya katılacak olanlar bu okulda son hazırlıklarını yapıyorlarmış.
Bütün bunların sınıfsal ve cinselci bir sömürü tezgahının bir parçası olduğunu filan söyleyerek ukalalık edecek değilim. Elbette öyle. Benzer okullar ve tezgahlar başka toplumlarda da var. Ne var ki, onların mezunları her iki yılda bir dünya ya da kainat güzeli seçilip ülkelerini namını yükseltmiyorlar!
İşini iyi yapanlara saygım var.
Güzel İngilizce konuşan öğrencilerle röportajlar yaptık, nereden öğrendilerse Türkiye hakkında övücü şeyler söylediler. Dünya güzeli olmak boy pos endam yetmiyordu. Zekâ, kültür ve bilgi de gerekiyordu…
Ve güzellik kraliçesi olmanın bir etiği vardı. Hepsi ona uyuyordu!
ETİK MESELESİ
Etik dedim de aklıma geldi: O gün, Türkiye’de bize rakip bir gazetede çalışan ve yabancı dil bilmeyen bir genç kadın muhabir güzellik okuluna bizimle birlikte gelmek için adeta yalvardı. “Bir şartla olabilir” dedim. “Haberini bizim program yayınlandıktan sonra kullanacaksın.”
“Tabii, elbette” deyip söz verdi.
Ama bir gün telefon edip, yazı işleri müdürünün haberi hemen o gün yayınlamak istediğini söyledi.
“Olmaz, olamaz, söz vermiştiniz! Bizim programı bekleyin!” dedim. Ama müdür ısrar ediyordu.
“İstersen telefonunu ver, ben kendisiyle konuşayım” dedim.
Onu ikna edeceğime emindim, meslek ahlakı açısından durum çok netti: Haber bizimdi, bizim sayemizde elde edilmişti, izinsiz yayınlanması etik açısından vahim bir ihlal olurdu.
Şahsen tanımadığım yazı işleri müdürüne telefonda anlatmaya çalışırken, “Meslek etiğini senden mi öğreneceğim!” deyip telefonu suratıma kapattı.
Ve haberi yayınladı. Hem de bizim programdan hiç söz etmeden, kendi haberleriymiş gibi.
Ne zaman Venezuela dense bazılarının aklına petrol geliyorsa benim aklıma da bu olay gelir! Bana çok şeyler söyler!